10 Ocak 2012 Salı

Derbeyân-ı Sırr-ı tesbih-i âlâ meslek-i tahkik’ül Hilmi-2

Tesabih tisa tisûndur
Hem hüsni isme meşmûldür
Tisa tisun; doksan dokuz, hüsni isim: güzel isim, meşmûl; kaplamış anlamında olup, tesbihin doksan dokuz adet olması, Allah’ın doksan dokuz güzel ismi / esmayı hüsna sırrını kapsamasını ifade eder.
Bu cem hem ism-i azamdır
Hakikat sırr-ı ekberdir
Doksan dokuzluk tesbihin, Allahın doksan dokuz güzel isimlerini kapsayıp cem etmesi, aynı zamanda ism-i azam olup, hakikatta sırr-ı ekberdir / büyük sırdır.
Dahi hane selasedir
Mead-ı mebde imamedir
Hane selase; üç hane, üç bölüm, mead; son, mebde; başlangıç demektir ki, doksan dokuzluk tesbih üç haneden / bölümden oluşur. Üç bölümün sonu da başlangıcı da tesbihin imamesidir.
Verilmiş elde yadigâr
Bu bir tesbih-i kirdigâr
Yadigâr: hatıra, hediye, kirdigâr: tanrı, manasınadır. Genellikle insanlar arasında yadigâr, yani hatıra hediye olarak alınıp verilen tesbih sübhanallah, (Allah noksan olmaktan, noksanlıktan münezzehtir) Elhamdulillah, (övülmeye yegâne lâyık olan Allah’tır) Allahu ekber, (Allah yücedir, büyüktür) ya razzak, (ey rızıkları veren) vb. şekilde Allah’ı şanını yüceltmek için elde bulundurulduğundan tesbihi kirdigârdır. Yani tespih tanrının yüceltildiği bir eşyadır.
Bu beş parmak onu tutar
Ki beş harfi zikr kıl
Allahu âlem, beş parmaktan maksat islamın oruç, namaz, hac, zekât ve kelimeyi şahadet olan beş şartıdır. Beş harften maksat ise içindeki gizli elifle beraber Allah ismini oluşturan beş harftir. Bu itibarla tesbih, bir elin beş parmağı ile tutulup çekilmesi gibi, islamın beş şartına bağlı olan müminler ancak beş harfle yazılan Allahı zikredip, tesbih ederek yüceltirler. Buyruluyor.
Uzun imame âdemdir
Ki ol mim-i mükerremdir
Mim; Arapça bir harftir. Mükerrem; kerim olan, kendisine değer verilen, saygıdeğer, demektir. Ve mim, Hz. Muhammedi, mim-i mükerrem ise çok kıymetli, iki âlem sultanı, kâinatın kendisiyle övündüğü Hz.Muhammed (s.a.v) kulluğunun açığa çıkarak ikram olunmasıdır.
Bunu beyanla tesbihin uzun imamesinin remzettiği ademiyette yani âdemi kemalatta, Hz.Resulullah efendimizin kulluğu açığa çıkıp insanlığa ikram olunduğu için, Uzun imame âdemdir ki ol mim-i mükerremdir, buyruluyor.
Hem üç mimdir bu haneler
Dizilir hem işaretler
Tesbih tanelerinin üç hane / bölüm olarak dizilmesini üç mim işareti belirler demek, tüm insanlık âlemi içinde, İslam dinine mensub üç Muhammedi sınıfı ifade eder. Ki bunların birincisi ehli şeriat olup Kur’an’ın emir ve yasaklarına riayet eden Muhammedi’lerdir. İkincisi ehli tarikat olup şeriata kesinlikle riayet etmekle beraber, zikri daimle kalbi uyanmış olan Muhammedi’lerdir. Üçüncüsü şeriata tabi olup, kalbindeki her nefeste zikri daim uyanıklığıyla fenafillâh ve bekabillâh makamları müşahadesiyle hakikata ve marifetullaha ulaşmış olan Muhammedi’lerdir.
Bu itibarla tesbihin tanelerinin tamamı tüm insanlığı, tesbihi üç haneye bölen üç mim’i ise, ehli şeriat, ehli tarikat ve ehli hakikat olan Muhammedi’leri ifade eder. Bunun için tesbihi üç haneye ayıran üç mim, hidayeti nuru Muhammed mazharı ve Kur’an kaynaklı olup vahiyle çelişmeyen şeriat, tarikat ve hakikat’ı işaretler, demektir.
Ki beş beşi heman yâdlar
Bunu bilmez tadar anlar
Yâd; hatırlama, anma, manasınadır. Beşin beşi yâd edip hatırlatması ise, Allah’u âlem islamın oruç, namaz, hac, zekât ve kelimeyi şahadet olan beş şartının, hafa, ruh, nefs, kalp ve sır olan manevi vücudun beş hasletini / niteliğini temsilen hatırlatmasıdır. Ki, oruç hakikatı itibarıyla hafa’yı temsilen, namaz hakikatı itibarıyla ruh’u temsilen, hac hakikatı itibarıyla nefsi temsilen, zekât hakikati itibariyle kalbi temsilen, şahadet hakikati itibarıyla sırrı temsilen hatırlatıp yâd eder.
Bunu beyanla, bu beşin beşi nasıl temsilen yâd edip hatırlattığını kitaplar okumakla, İslam dininin sadece zahirini bilmekle anlaşılmaz. Bunu ancak mesleki resulde meratibi tevhid, yani tevhid makamlarının keşfi irfan zevkini tadarak, zevkullah ile zevklenenler anlar, Demektir.
O püsküllah müzeyyendir
Hem ol bed-i mükevvendir
Müzeyyen: süslü, bed-i mükevven: eşi benzeri olmayan hayret verici bir güzellikle yaratılmış olan, püsküllah: Allahın püskülü demektir. Ki bu püskül Allahın kemal zenginliğinin süsünü remzettiği için püsküllah olarak ifade olunmuştur. Ve Allah kemal tecellisi zenginliğiyle ancak, zamanın insanı kâmilinde zuhur eder. Bu itibarla, zamanın kâmili yeryüzünde Allahın kemal tecellisine mazhar olduğundan o, bed-i mükevvendir. Yani, Hakk’ın benzersiz güzelliklerini ve üstünlüklerini açığa çıkaran insanı kâmil, yeryüzündeki tüm yaratılmışlar içinde Allahın kemal zenginliği ile müzeyyendir, süslü’dür buyruluyor.
Cihan esmayla zahirdir
Ulum-ı Hakk'la kâimdir
Cihan: dünya, kâinat, cümle âlem, kaim; ayakta duran manalarına olup, görünen cümle âlemleri isim / esma zuhuru meydana getirir. Ki bunu ifadeyle ehl-i kemal; Cenabı Hak ehadiyet hüviyetinden vahidiyet hüviyetine tecelli eder, vahidiyetin batını uluhuyet, zahiri ise rububiyettir. Rububiyet rab ismi zuhuru olup rab ismi mevcudata hastır / özeldir. Demişlerdir. Bu itibarla görünen cümle âlemler ve âlemlerdekilerden oluşan cihanı / kâinatı rububiyet, yani rab ismi / esması oluşturduğundan cihan rab esmasıyla zahirdir.
Cenab-ı Hak birçok beyanında ilim sahibi olup âlim olduğunu buyurur. Kur’an-ı Kerim’de ki “…şüphesiz / kuşkusuz Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.” (Nahl, 74) “Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Onları O’ndan başkası bilmez. O karada ve denizde olanı da bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak dahi düşemez…” (Enam, 59) beyanlarından da açıkça anlaşılacağı gibi cihan, ulum-u Hak’la / Hakk’ın ilmiyle kaimdir yani ayakta olup varlığını devam ettirir.
Bu mim hem sırr-ı Ahmed'dir
Ona layık kerametdir
Cümle âlemin esma zuhuru olarak Hakk’ın ilmiyle nasıl ayakta durduğunun idrak ve irfanına, ancak ilmi hakikat mazharıyetiyle erişilir. Ki bu aynı zamanda mim olan Muhammedi kulluğun Ahmed sırr-ı liyâkatına ulaşma başarısı ve kerametidir.
Ebu'l- icam hem âdemdir
Ebu'l- tesbih imam hemdir
Âdem; yokluk, İcam; yazıya, harflere nokta koyma, Ebul icam; icamın babası anlamındadır. Ki ebu-l icam kulluğun ulaşacağı en son kemal nokta, yani âdeme / yokluk kemâline ermiş kulluğun en yücesi en ala’sı (babası) demektir. Ebu’l tesbih ise tesbihin babası anlamında olup, tesbihatın en yücesi en âlâ’sı (babası) demektir.
Buna göre, gayrıyet ve masivadan arınmış yokluk ve Hak zuhurunda gark olmuş kulluk müşahadesiyle yapılan tesbih, ebu’l tesbih yani Allahı tesbih etmenin en yücesi ve âlâ’sı (babası) olduğundan tesbihlerin imamıdır. Çünkü hangi isimle yapılırsa yapılsın tesbihatın, yani Hakk’ı överek yüceltmenin temeli, kulun acizliğini ve âdemliğini (yokluğunu) itiraf ile olur. Bunu ifadeyle Hz. Ebu Bekir, “Allah kullara acziyetlerini (yokluklarını) itiraftan başka bir yol vermedi” buyurmuşlardır.
Elif sırra remiz hemdir
Yedi nokta cebindedir
Elif; Yukarıdan aşağı düz bir hattan / çizgiden ibaret olan Arapça alfabenin ilk harfi’dir. Ve yedi noktanın üst üste gelmesiyle oluşan çizgi, elif harfini meydana getirir. Elif harfi hakikatı yönüyle uluhuyetin yani Allahın sırrını remzeder. Ve yedi adet noktanın üst üste konulması elifi oluşturduğundan elifin içeriği, muhtevası yedi noktayı remzeder. Ki bunu ifadeyle yedi nokta elifin cebindedir buyruluyor.
lar nokta taayyünler
Görünür zahir elifler
Taayyün; belirme, görünme demektir. Kuranı kerimde, “Biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve şu büyük Kur’an’ı verdik.” (Hicr, 87) buyrulur. Ki burada ifade edilen ‘tekrarlanan yedi âyet’ tevhîdin üçü fena dördü bekâ olan yedi mertebesi olup bu mertebeler Allahın makamlarıdır. Hakikatta elifi oluşturan yedi nokta, Allahın bu yedi makamını ifade eder. Ve bir kul, bu yedi makamdaki zuhurunda Rabb’ini müşahade marifetiyle insanı kâmil olur. Ki bunu ifadeyle ehlullah, “ Her şey değişir insanın makamı değişmez” demişlerdir.
Bunu beyanla, her makamında Allahın zuhur etmesi gibi, her noktada elifler taayyün / belirerek zahir olup görünür, buyruluyor. Ki her noktanın remzettiği makamlarda, uluhuyet / Allah belirip açığa çıkarak gözükür demektir.
Ki zahir batın isimler
Hem evvel ü ahir âlemler
Bu gözükenler Hakk’ın zahir, (açık) batın, / gizli içe ait olan) isimleri olduğu gibi, aynı zamanda evvellik ve ahirlik (son) tecellileri ile açığa çıkan âlemler, belirtilerdir. Ki, bunu ifadeyle Kur’anı Kerim’de “O evvel / ilk, ahir / son, zahir / açık ve batın / gizlidir.” (Hadid, 3) buyrulur.
Elifden bedai hurufatlar
İmameden hem nevatlar
Bedayi; görülmedik güzellikteki şeyler, hurufatlar; harfler, nevatlar; az bulunan şeyler manasına olup, tesbihin imamesi aynı zamanda elif harfine de benzer. Ki tesbihin imamesine benzeyen eliften az bulunup görülmedik güzellikte harfler meydana gelir deniliyor.
Çünkü düz bir çizgi olan elifin eğilip kıvrılmasıyla arap alfabesine eşsiz güzellikte ses ve ahenk veren tüm harfler meydana gelir. Meselâ elifin iki ucunun yukarı kıvrılmasının altında nokta olursa “B” harfini, üstünde bir nokta olursa “N” (Nun) harfini, iki nokta olursa “T” harfini, diğer kıvrımlarıyla “L” (Lam) harfini ve diğer tüm harfleri oluşturur.
Bunu beyanla, cümle harflerdeki çeşitli ses ve ahenk güzelliklerini elifin eğilmesi ve bükülmesiyle oluşması gibi, görünen cümle varlıklardaki eşi bulunmayan benzersiz güzellikleri, uluhuyetin zuhuru yani Allah’ın tecellileri oluşturur. Ki bu güzellikler her yağmur ve kar tanesinin birbirinden ayrı hiç birinin diğerine benzemeden düşmesi gibi, hiçbir insanın tıpa tıp benzerinin olmaması ve hiçbir parmak izinin birbirine benzememesi gibi, hiçbir yaprağın diğeriyle aynı olmayıp her birinin ayrı kendine mahsus teklikle / ehadlıkla gözükmesinin eşsiz benzersiz güzelliğidir. Ve bu ehadiyet-i kesrettir. Yani zat-ı ehadiyetin / tekliğin uluhuyetten kesretle / çoklukla olan zuhurunun güzelliğidir. Allahu âlem.
Bütün nokta elif zahir
Yeter sus söyleme vâfîr
Nokta, cümle tecellilerin aslı ve kaynağı olan zat-ı ehadiyeti / tekliği ifade eder. Ve nokta elif’le zahir olduğu gibi zat-ı ahediyet’te uluhuyetle vafir olarak, yani Allahın tecellilerindeki sonsuz bolluk ve zenginliğiyle açığa çıkar demektir.
Diğer mim-i Muhammed'dir
İkinci hane vuslatdır
Tesbihin diğer mim-i Hz. Muhammed (s.a.v) olup, tesbihin ikinci hanesi / bölümü Hz. resulullaha kavuşmayı / vuslatı ifade eder, deniliyor.
Hem Aksa'ya imam oldur
Hakikatde hu bir yoldur
Kuranı kerimdeki, “Tenzih o subhana ki ayetlerimizden bazılarını kendisine gösterelim / kendisini ayetlerimize gösterelim diye kulunu, gecenin birinde Mescit-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya yürütmüştür. Hiç kuşkusuz o işitendir, görendir. (Isra -1) Ayet beyanında ifade olunan mescidi aksa, resulullah efendimizin miracında ziyaret ettiği bir makam olup, bu makamı, tüm peygamberler ve insanı kâmil veliler de ziyaret ederler. Ki bu makamda kılınan namazın imamı resulullah (s.a.v) dir. Bunu beyanla Abdülmalik Hilmi Hz.leri bir beyanında
Mescidi aksayı bulduk mustafa mihrabımız
Kıldılar vusta namazını cümleyi yaranımız” buyurur.
Mescidi aksa, hakikatta makamı nübuvet olup orada kılınan iki rekât namaz ise, nübuvet mertebesi keşfiyle Hak ve kul tecellilerinin cem ile (toplu olarak) mahiyetinin açığa çıkarak, resulullahın Mustafa ismi arınmışlığının Kulun gönlünde galip ve imam olmasıdır. Ki bu namazı, peygamberlerin ve ehl-i kemalin imamı olan Hz.Resulullahın imamlığında cümle peygamberler ve nübuvet makamına ulaşan tüm insan-ı kâmil veliler kılarlar. Ve bu namazın leddun-i hakikat ve hikmeti gereği, gerek imam olan resulullah efendimiz, gerekse ona cemaat olanlar hu nun, yani gaybı mutlak huviyet olan zat-ı ehadiyet yolunun yolcularıdır.
Bu ol mİm-i münevverdir
Hem ol nur-ı semâdandır
Hakk’ın Zat-ı ehadiyetine yapılan yolculuk mim-i münevverdir, yani Muhammedi kulluk ile açığa çıkan aydınlanmadır / ışıktır. Ki o nur-u aydınlık miraçla ulaşılan ruhaniyet semasından / gök’ünden gelir.
Cihanın şavkı hem budur
Sur-i karanlığı kaldır
Cihanın kâinatın şavkı / parıltısı budur, yani göklerin ve yerlerin yaratılma sebebi Muhammed kulluğunun var olup, Muhammed-i kulluk ışığı ile cihanın aydınlanarak cehalet karanlığının kaldırılması içindir. Çünkü yüce Allah, resulullah efendimize hitaben bir kutsi sözünde “sen olmasaydın, sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” diyor. İşte bu Muhammed-i kulluk şavkıyla / ışığıyla bir insanın aydınlanması için, kalpteki cehalet karanlığının İsrafilin sur-u üflenmesiyle kaldırılması gerekir. Ki hakikatta İsrafil sur’unun üflenmesi, zamanın kâmil mürşidinin irşadına mazhar olmaktır. Ki kâmil’in zikri daim ve meratibi tevhid telkin-i irşadıyla kalpteki gaflet cehalet karanlığı kalkar, kalp’te Muhammed-i kulluk aydınlığı galip ve hâkim olur.
İki mim sırrhem demdir
Muhammed biri âdemdir
Tesbihteki iki bölümü / haneyi oluşturan iki mim sırrının biri Muhammed, biri âdem’dir.
Biri hem farkı oldur
İkinci farkı isneyndir
İsneyn: iki, demek olup birinci fark o dur ki âdem-i yoklukla, yani kulun fenafillâh olmasıyla ortadan kalkan ve gizli şirk olan ikilik farkıdır. İkinci fark ise bekabillâh marifetiyle mazhar olunan, vahdetin kesreti isneyni (ikiliği) farkıdır. Ki bu fark vahdetin kesreti olduğundan, şirk olmayan ve nur-u Muhammed ile hâsıl olan marifet kulluğunun farkıdır.
Bu dört harfden mürekkeptir
Hem âdemde mükettebdir
Mürekkeb: terkib edilmiş, birleşik, mütekkeb; yazan, mektup yazan, demektir. Dört harften maksat ise Hakk’ın zat, sıfat, esma ve efal dört tecellisidir. Ve zat, sıfat, esma ve efal olan dört tecelliler müşahade mürekkebinden (terkibinden) hâsıl olan marifet, ademiyet mükettebidir. Yani ancak âdemiyet kemalatıyla erişilerek yazılabilinen bir mektuptur, yazışmadır.
Üçüncü mim-i Mehdi'dir
O Hakk yoluna hadidir
Tesbihin hanelerini / bölümlerini oluşturan üçüncü mim ise, mehdiyi remzeder. Ki mehdi hak / gerçek doğru yolda, Allah’ın hadi ismi tecellisi olan hidayetin mazharı ve hidayet devetçisidir.
Zahiren, yani umum tarafından bilinen mehdi ise, kıyamete yakın zuhur ederek deccal ile savaşır. Ve yine kıyamete yakın yeryüzüne inen Hz.İsa’nın yardımı ile deccalı katledip öldürür. Mehdi, ehlibeyte / evladı resule mensuptur.

Derbeyân-ı Sırr-ı tesbih-i âlâ meslek-i tahkik’ül Hilmi-1

        Kemâl Zurnacı Hz.nin ve Süleyman Kolari Hz.nin aziz ruhlarına   ithaftır.


Tesbih sırrı’nın, hakikat mesleğine mensub Abdülmalik Hilmi Hz. tarafından açıklanıp beyan edilmesidir.

1-Haziran 2011 salihli
               Bismillahirrahmanirrahim
İşit şimdi bu sır nedir
Ki sırlar içre enverdir
İşit, dinle şimdi bu tesbihin sırrı’nın ne olduğunu ki, tesbihin sırrı, sırlar içinde enverdir yani çok parlayan nurdur.
Bu har içre çü gül biter
Doğurmadı peder mâder
Har: diken, peder: baba, mader: anne anlamında olup, bu har / dikenlik içinde öyle bir gül biter yetişir ki, onu ne bir baba ne bir ana doğurmamıştır.
Ki tesbihi İdem takrir
Beyan idem dahi bir bir
Takrir: anlayarak anlatma, demektir. Ki tesbihin taşıdığı anlam ve manaları anlatayım da, tesbihin sırrı mahiyeti bir bir beyan olup açıklansın.
Hem Kur'anda bunu Hakk der
Hem hep eşya-yı müsebbihdir
Cenab-ı Hak Kur’an’da “Yedi gök yerküre ve bunların içindekiler O’nu tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek tesbih etmesin; velâkin/fakat fark edemezsiniz. O Halim’dir, Gafur’dur.” (İsra- 44) buyurur. Bu Hak taalâ beyanından açıkça anlaşıldığı gibi, cümle eşya Allahı tesbih eder.
"Velâkin tefkahune" değildir
İşitmez bunu çün serdar
Velakin tefkahune- velakin fark edemez,” (İsra- 44) beyanı gereğice, bir insan bu dünyada serdarlık, komutanlık, beylik, paşalık, padişahlık vb. mevki ve makamlara ulaşmış olmakla, “Yedi gök yerküre ve bunların içindekilerinin tesbihini işitemez.
Duyan onu o kâmildir
Görün sırran o nazırdır
Yedi gök yerküre ve bunların içindekilerin tesbihini” (İsra- 44) duyan ve gören ancak insanı kâmildir. O insanı kâmil, daima eşyanın tesbihine nazar eder buyruluyor. Ki nazar bakış, görüş, müşahadeyle şahit olmak demektir. Çünkü kâmilin müşahadesi, her insanda var olan görmek, işitmek, tatmak, dokunmak ve koklamak olan beşi zahir. Akıl, vehim, hayal, hafıza ve idrâk olan beşi batın duyuların / hislerin tümüyle yapılan müşahadedir. Ve insanı kâmil, işiterek, görerek, koklayarak, dokunarak, tadarak, akıl ederek, hayal ederek, hıfz ederek, vehm ederek ve idrâk ederek eşyanın tesbihini nazar ve müşahade eder, demektir.
Bu ayet böyle nazildir
Kim esrarına vakıfdır
Nazil: nuzül eden, inen, anlamında olup, her kim nuzül edip inen “..Hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek tesbih etmesin…” (İsra- 44) ayet sırrına vakıf olursa.
Ki "tefkahun" o arifdir
Bunu eşyada samidir
Böyle bir kişi cümle eşyadaki tesbihi “tefkahun” fark edemeyenlerden değil, tesbihi fark eden ariflerden ve eşyadaki tesbihi sami / dinleyenlerden olur.
Hakikat ilme mahirdir
Bu sırra hem de rasihdir
Ve arifi billâh olan bir kişi, aynı zamanda ilmi hakikat’ta Mahir / becerikli olduğu gibi Rasihdir, buyruluyor. Ki rasih: ilimi irfanı derinlik kesinlik kazanıp iyice oturmuş ve sağlamlaşmış ve emin olmuş demektir. Bunu ifadeyle Kur’an’da; ”.. onun tevilini ise bir Allah bilir bir de ilimde Rusuhu olanlar / derinleşmiş olanlar bilir…” (Ali İmran -7) Buyrulur.
Gice gün Hakk'ı zakirdir
Hem nutku'llâh ile kâimdir
Hakikat ilmine Arif ve Rasih olan kişi, Gece gündüz yani her nefeste zikri daim mazhariyetiyle cenab-ı Hakk’ı zikrettiği gibi, nutku ilâh (Allah kelamı) olan Kur’an’a tabi ve bağlı bir kullukla Kaim / ayakta durur.
İder ıskat-ı izafetler
Bulan nurdan hidayetler
Pir seyyid Muhammed nur Hz.leri: “Hidayetin baş mazharı Hz. Resulullah (s.a.v) efendimizdir” buyurmuşlardır ki, nurdan hidayet bulmak hidayet-i nuru Muhammed tecellisiyle aydınlanmaktır. Bu itibarla, her nefeste zikri daimle Kur’an’ın emir ve yasaklarına riayet eden hakikat ehli arifler, cehalet kulluğunu ıskat ederler / düşürüp terk ederler. Ve onlar hidayeti nuru Muhammed ile izafetli / bağlı kulluğu bulurlar.
Her mürşidden inayetler
Cenab-ı Hak'dan nusretler
Hz. Ali kv. “Her kimin kalbi hikmete açıksa her kim söylemiş olursa olsun hikmetli bir söz o kalbe yerleşir. Kimin kalbi hikmete kapalı ise peygamber de söylese hikmet o kalpte barınmaz” buyurmuşlardır. Ki Kur’an’ın emir ve yasaklarına itaat eden bir salikin kalbi zikri daimle uyanık olduğundan, onun kalbi hikmete açık bir kalptir. Ve böyle bir kul hidayeti nur-u Muhammed irşadı yapan her mürşid’den istifadelenip inayetler / yardımlar aldığı gibi, insanı kâmil mertebesine yükselme zaferine erişip muzaffer olmasında cenab-ı Hak’tan nusretler/yardımlar alır. Demektir.
Bunu ifadeyle mürşidim rahovesli Süleyman Kolari Hz.leri; “Mürşidlerin suretlerine değil telkin ve irşadına hürmet saygı gösterenler çok istifadelenip terakki ederler” buyurdular.
Bu bir sırr-ı Muhammeddir
Dahi hem remz-i Ahmed'dir
Pir seyyid Muhammed nur Hz. leri, “hidayetin baş mazharı Hz. Muhammed (s.a.v) dir” dediği gibi, Hz. Resulullah (s.a.v) “Ben Allahın nurundan müminlerde benim nurumdan yaratılmıştır” buyurur. Ki nur-u Muhammed ile yaratılan bir mümin de, sırrı Muhammed zahir olur. Ve tüm hidayete yönelik kulluk ve faaliyetler hidayeti nur-u Muhammed olmakla beraber, sırrı Muhammed’e mesleki resulu Ahmediyyeyi Melami irşadı ile ulaşılır. Çünkü mesleki resulde Melamilik fenafillâh olmak ve Hz.Resulullah efendimizin ahlâkıyla ahlâklanmak olarak tarif edilir. Ve hakikat ilmi, mesleki resul irşadı ile tahsil edilir. Ki, Hz. resulullahın hakikattaki ismi, Ahmed’dir. Ve remz-i Ahmed, yani Ahmed isminin remzettiği mana, Hz.resulullahın yokluğa / fenaya erişmiş ve Hak zahurunda batın kulluğunu ifade eder.
Sûr-ı teşbihi camidir
Cihan devrini arifdir
Sûr; kıyamet borusu, teşbih; benzetme, cihan (dünya) kulun rabbine kavuşmasına mani olan gayriyettir. Ahiret ise kulun kıyametten sonra Hak zuhurunda haşr olup / toplanıp, ebediyet yurduna intikâl ile herkesin yerli yerine, yani cennet ehlinin cennete cehennem ehlinin cehennemdeki mertebelerine neşrolmasıdır / dağılmasıdır.
Bir kimsenin mesleki resul irşadıyla Ahmed isminin remzettiği hakikata ve sırrı Muhammed marifetine mazhar olması, onun aynı zamanda cihana ve ahirete de arif olmasını içerir ki, bu kulun özel haşr’ı (toplanması) ve neşri’dir. (dağılmasıdır.) Bunu beyanla Şem’i Hz:
Mutu kalbe ente mutu sırrına mazhar olan
Haşrı neşri burada gördü nefhayı sur vurmadan” buyurur.
Bunu ifadeyle, kıyametin kopmasını, herkesin berzah / kabir ve ahiret âleminde haşır ve neşir olmasını haber veren İsrafil sûr’una benzemekle beraber tesbih, cihan devrine, yani dünya gayrıyetine arif olma sırrına da camidir / kendinde toplar, buyruluyor.

11 Aralık 2011 Pazar

ABDAL KİMDİR


Niyazi mısri Hz.nin “sanmayın zahid gibi havfı reca abdalıyız” beşlik beytine
Nejdet şahin’in yedi beyitlik naziresi ve zenginleştirmesidir.

SANMAYIN ZAHİD GİBİ HAVFI RECA ABDALIYIZ
MESLEKİ RESULE SADIK OLAN ANLAR BİZİ

GEÇMİŞİZ ONDAN VELİ BEZMİ LİKÂ ABDALIYIZ
NAKIS TAKLİD-İ MELÂMİ ANLAMAZ BİZİ

TEKYE-İ İKLİM-İ LÂHUTTA BEKÂ ABDALIYIZ
ZİKRİ DAİMLE AYIK KURBAN OLAN ANLAR BİZİ

BAŞ AÇIK YALINAYAK RAH-I FENA ABDALIYIZ
MECLİSİ GÜLİSTAN KAÇKINI ANLAMAZ BİZİ

ÂLİ DEĞERE TABİ MUHAMMED-İ KULLUK ABDALIYIZ
REF EDİP TEN CÜBBESİN ÜRYAN OLAN ANLAR BİZİ

KÂMİL’DE ZAHİR İRŞAD-I VELAYET ABDALIYIZ
TELKİNE İTAATSİZ NAMERT ANLAMAZ BİZİ

HAMDULİLLÂH PİR SEYYİD’E PERVANE ABDALIYIZ
EVLADI RESULE HİZMETTE FEDAİ OLAN ANLAR BİZİ

29-11-2011Salı

SÖZLÜK

Abdal: Derviş, ermiş, dünya ile ilgisini kesmiş, kendini Allaha adamış Allaha teslim olmuş kimse. orta Asya menşeli Afganistan da yaşayan bir Türk kavmi.
Nazire; eşleştirme, benzetme
Zahid: Dinin zahiri ile meşgul olup şekil ve suretle dindarlık yapan.
Havfı reca: Korku ve ümit, nefsiyle cehennem ateşinden korkmak, amel cenneti nimetlerini ümit etmektir.
Nakıs: Eksik, noksan, Kemal bulmamış.
Bezm-i likâ: Kavuşma, vuslat sohbeti yapılan meclis.
Tekye: Tekke.
Lâhut: Mana, ruhaniyet âlemi.
Bekâ: Ölümsüzlük, ebediyet.
Gülistan: Gül bahçesi.
Kaçkın: Kaçak,
Rah-ı fena: yokluk yolu.
Ayık: Uyanık.
Namert: Mert olmayan, sözünün eri olmayan.
Zahir: Açık, aleni olan
Ref: Kaldırma
Üryan: Çiplak, soyunmuş.
Pir seyyid: Hz. Pir olarak ta anılan, Meslek-i resul-u Melami âli prensipler telkin-i tasnifi, şahsı ile açığa çıkan Pir Seyyid Muhammed Nur Hz.dir.
Pervane: Işık etrafında dönen küçük kelebek vb.


GÜL BAĞI


GÜL BAĞINDAN KAÇANA
BÜLBÜL DENİLMEZ
VİRANLIKTA TEK BAŞINA
BÜLBÜL OTURMAZ

NAKISLIK SARIP KUŞATMIŞ
SENİN HER HALİNİ
ÖDÜN PATLAR SARFETMEKTEN
RABBİN VERDİKLERİNİ

EHLİ İRFAN ARDINDA
SOLUCAN ARAYAN GİBİSİN
SİNSİCE AŞIRDIKLARINI
DOĞUŞ” DİYE SERGİLERSİN

EĞER SENDE İRFAN OLSA
ANILDIMI “HZ. PİR” TİTRERSİN
BIRKTIKLARINA SAYGIN OLSA
DOKUNMAYIP “VAHYİ İLHAMİ” DERSİN

EVLAD-I RESUL FERASETİNDEN
CÜMLE İHVAN İRŞAD OLURKEN
SEN KULAĞI SAĞIR
GÖZLERİN PERDELİ KALIRSIN

KÖRLÜĞÜN SAĞIRLIĞINLA
EVLAD-I RESULE HİLE KURARSIN
HADDİNİ HUDUDUNU BİLMEDEN
TELKİN-İ DEĞİŞTİRMEYE KALKARSIN

BU MESLEK-İ RESULU
SEN SAHİPSİZMİ SANDIN
RESUL EVLATLARINDAN GELEN
CEVAB-I FERASETLE KAYKILIRSIN

BAYKUŞ GİBİ VİRANDA TÜNER
ÖNÜNE SERÇE BEKLERSİN
YENİ DOĞMUŞU BULDUNMU
SAPTIRANA DEK SUSMAZSIN

EVLİYANIN ENBİYANIN HİZMET-İ KERVANINA
SEN KATILIP GİREMEZSİN
İRŞAD MÜCAHEDESİN KÜLFET GÖRÜP
AHLAKI RESULDEN NASİPLENMEZSİN

EHL-İ KEMALİN DEDİĞİ GİBİ
KUYUYA ATILMADIN DAHİ KERVANA KATILMADIN
HELE KUL OLUP SATILMADIN
SARAYDA KENDİNİ ŞAH SANIRSIN

ZEKİ’SİN TÜRLÜ FİTNELERLE
YETERSİZİN AKLIN KARIŞTIRIRSIN
MASKENİ İNDİRİR RESUL EVLADI DA
HÂLÂ KENDİN MASKELİ SANIRSIN

BAZI RECUL SENİ KAMİL SANDI DA
SENİN AZGINLIĞIN ARTTIRDI
AHVALİ KİBR-İ AZGINLIĞINDAN
SEN HAYIR BEKLER DURURSUN

VALLAHİ BU HAYIR DEĞİLDİR
İHVANI ÜZMEK HİZMET DEĞİLDİR
ALMA EVLADI RESUL AH’INI
AH ALMAYI GAYRET SANIRSIN

ÇOK UZATTIK LAFI NE EDELİM
KÂMİLİN TELKİNİ İMAM EDELİM
BİLDİĞİNLE AMEL EDERSEN
RABBİN LÜTFETMEZMİ SANIRSIN

BAYKUŞ KAÇAR ANCAK GÜLBAĞINDAN
ONUN RAHATI VİRANEDE
BÜLBÜL BARINMAZ O HANEDE
GÜLBAĞINDA FİGAN OLMAZMI SANIRSIN

Nejdet Şahin
17 MART 2011
Perşembe