18 Mayıs 2014 Pazar

FELEKLER RİSALESİNİN SADELEŞMESİ


                                      BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Şimdi bu risalede Hak’kın vücudu ve halkın vücudunun her birisine ait olan  feleklerin açıklanmasıdır.

                                              BİRİNCİ   FELEK

Feleki evvel;Zat feleğidir.Bilinmelidir ki,sırf (mutlak) zat,idrak,ilmi ve açıkta olan görüntüdeki kayıtlardan beri ve temizdir.çünkü,görme,gerek dünyada gerekse ahrette ancak rububiyetin tecellisi ile olur. Yani,Hak’kın cemali ancak zahir olan  eserlerindeki rububiyet  ile zevk olunur.Cenabı hak, kıyamet suresinin 22 ve23.ayetinde buyurur: “yüzler vardır o gün parıltılı,rabbine doğru bakan.” Bu konudaki hadisi şerif ise; O gün rabbınızı,ayın ondördü görüldüğü gibi göreceksiniz,O’na bakarken izdiham ve sıkışıklık duymayacaksınız.”

 

                                ( Varlığa ancak Allah’ın zatı tesir eder.) 

 

Allah’ı  görme ve bilme hazreti rububiyetle ilgilidir.Mutlak zatı ile ilgili değildir.Cenabı hak,    Ali İmran suresinin 30. ayetinde buyurur; Allah zatından sizi korkutur.Allah kullarına çok şefkatlidir.” Yani, Allah’ın zatı şöylemi dir? Böylemidir? Diye düşünmek yasaktır. Allah kullarını bu tür düşüncelerden men etmiştir. Çünkü Allah’ın mutlak  zatını görmek ve ilimle bilmek mümkün değildir.Görme ve bilme ancak zatının tecellisi ile gerçekleşir.Tecelliyat üçtür.Birincisi:Ef’al tecellisidir.İkincisi:Sıfat tecellisidir.Üçüncüsü:Zat tecellisidir.

Hidayet ancak Allah’tandır ve O merhametlilerin en merhametlisidir.

 

                                        

                                                İKİNCİ   FELEK  

Şimdi,ikinci felek,tecellinin evveli olan sıfat tecellisidir.Bilinmelidir ki,zatı ilahiyenin sıfatları 

hudutlanmış değildir.Onların başlangıcı yoktur.Ana hatları ile yedidir ki, bunlar;Hayat,ilim, irade,kudret,semi,basar ve kelam dır.Bu sıfatların her birisi tek dir,çoğalmaz.Hak’kı zatının tek olduğu gibi..Bu sıfatlar tek başına şekil ve suretten ayrı düşünülen bir manadır.O’nun yüce zatında sabit olmalarından dolayı herhangi bir fazlalık oluşturmazlar.O zatıyla yine tektir. Sıfatlar manaları gereği açığa çıkma istidatı gösterirler.Açığa çıkmaları ilahi isimlerle olur. İlahi isimler de sonsuzdur,sıfatların sonu olmadığı gibi..Şöyle bir soru sorulursa;Sıfat ve isimlerin başlangıcı ve sonu yoktur,Oysa onlar ilme tabidir,sıfat ve isimlerinin kuşatılması söz konusu değildir.

Cevap olarak denir ki,Sabit sıfatlarının ve isimlerinin sonu olmadığından  Allah’ın ilmine tabidir.Yani kuşatma söz konusu yapılamaz.Ancak eser ve fiillerinin kuşatılmasından söz edilebilir.Allah yüce kitabında Fussilet suresinin 54.ayetinde buyurur; “Haberiniz olsun ki, Allah her şeyi kuşatmıştır.” Yine Meryem suresinin 94.ayetinde buyurur; “O’nun her şeyi kuşatması adet itibarıyladır.” Sual olunursa;İlmullah sıfat  ve isimleri kuşatamaz ve  adet’e gelmez. Çünkü ilmin kuşatması ve ilgisi sayı yönüyledir. Cevap;Sabit sıfat ve isimlere ilmin ilgisi olağanüstüdür.Enbiyaların mucizeleri gibi,velilerin kerametleri gibidir.Hidayet edici ve doğru yola ileten ancak Allah’tır.

 

                                            ÜÇÜNCÜ     FELEK

Üçüncü felek;İkinci tecelli olan,esma tecellisidir.Öncelikle söylemek gerekirse Allah’ın isimlerinin sonu yoktur.Ana hatlarıyla yedi dir.Kadir,mürid,alim,hay,semi,basir ve mütekellim dir.İsimlerin her birisinin ilgi alanları vardır.Kadir ismi;(imkan) eserin icadı ve yok edilmesi ile ilgilidir.Vacib ve imkansız olanla ilgisi yoktur.Vacib iki kısımdır:Vacibi bizzat ve vacibi bilgayr.Yani gerekli olan ve gerekli olmayan.Vacibi bizzat da iki kısımdır: Vacibi mutlak ve vacibi mukid’dir.( gıda ve rızık veren gibidir.)Vacibi mutlak;Zatullah, sıfatullah ve Allah’ın isimleridir.Kadir isminin bunlara ilgisi olmaz.Çünkü bunların başlangıcı yoktur.Vacibi mukid;Hayr gibi.Çünkü hayır cismin vücuduyla kayıtlıdır.Vacibi bilgayra yani gereksiz olana kadir ismi tesir eder.Ancak,akli değerlere kadirin tesiri yoktur.Akli değer demek;Akıl katında vücudu olmayan demektir.Bir anda,bir cisimde,hem sükun hem de hareket olması gibi. Şimdi vacibi bilgayr olan(gereksiz) asar mevcud olduğu anda, ilmullaha göre yok olmaları aklın gereğidir.Yokluğun vücudu O’n da gizli kalmaz.Çünkü, bütün nefislere hakimdir.Ancak,kadir isminin,vücut yönüne ilgisi yoktur.Yokluk yönüne alakası vardır.Vücutla ilgilenmez.Mürid ismi de böyledir.Fakat,tercihle ilgisi vardır.İcadla alakalı değildir.Tercih yedidir:Vücud,adem,sıfat,mukadir,ezmine(zamanlar),emkine(mekanlar) ve cihat…

Hidayet edici ancak Hak’tır.

 

                                          DÖRDÜNCÜ     FELEK

       Dördüncü felek;Aklı kül feleğidir.şimdi aklı kül feleği,ilahi isimlerin,zati sıfatların ve zatı kutsiye mazharıdır.İlk halkiyettir.Muhtelif  isimleri vardır.Bunlar akıl, ruh,nur,kalem gibi isimlerdir.Hadisi şerifte beyan edildiği gibi;

          (Allah evvela nurumu yarattı

           Allah evvela ruhumu   yarattı                         

Allah evvela kalemi   yarattı

Allah evvela aklı  yarattı

Allah evvela arşı  yarattı   )

İdrak itibarıyla akıl,zahir olması yönüyle nur,icad itibarıyla kalem,her şeye hayat vermesi yönüyle de ruh denildi.Aklı evvel “ bedii”isminin mazharıdır.Bedii;Eşi benzeri olmayan,

icada yönelik olan ismidir.Mükevven (yaratan) ve halık isimleri gibi.Bu isim bütün sıfatları içine alır.Gerek nefsi ve sülbi sıfatları gerekse sabit sıfatları gerekse zati safatları ki,bunların sayısı yirmi olup cümlesini bedii ismi içine alır.Çünkü bedi ismi bu sıfatlarla vasıflanmıştır.

Yirmi sıfat:Vücut,kıdem,beka,vahdaniyet,kıyam bi nefsihi,muhalefetün lilhavadis. Hayat, ilim,irade,kudret,semi,basar,kelam.Kadir olmak,mürit olmak,alim olmak,hay olmak,semi olmak,basir olmak ve mütekellim olmaktır.Çünkü Bedii;halık demektir.Halık:Mevcut olmak,kadim olmak,baki olmak,vesair isimlerle vasıflanma gerekliliğidir.Buradan da anlaşılıyor ki,Ruhu Muhammed,Allah’ın zatına,sıfatına ve ilahi isimlerine mazhar ve camidir. O’ndan önce eser olarak mazhar yoktu.Ebu Zerin el Ukayli (ra) ‘dan rivayet edilen hadisi şerif: “Allah önce nurumu yarattı ya Cabir!” Sözünü işittiğimizde resulullah (sav) efendimize sorduk. “Senin ruhunu yaratmadan önce rabbımız nerede idi.”hazreti resulullah buyurdu ki, “altında hava üstünde hava bulunan ama’da idi.”

Ama’dan kasıt,İlmiyle açığa çıkmasıdır.Başarı Allah’tandır…….

 

                                            BEŞİNCİ     FELEK

Beşinci felek,nefsi kül feleğidir.Şimdi nefsi kül’e şer’i alimler katında levhi mahfuz,kitabı mübin ve kitabların anası derler.Bilinmelidir ki,Kutsi olan hazreti zat’ın,sıfatlarına,celal ve cemaline ve de ilahi isimlerine yönelmesi ile aklı kül zuhura geldi.İlahi isimlerin akla yönelmesi ile nefsi kül açığa çıktı.yani nuri Muhammedi, bilinmezliği  ve karanlığı yok eden manevi nur olarak zuhura geldi ve nefsi kül zahir oldu.Şimdi,Hak’kın mertebeleri ve halk, aklı külün vasıtasıyla cümlesi nefsi külde toplandılar.Ancak tafsil yoluyla manevi olarak zahir oldular.Nefsi kül,Bais (dirilten) isminin mazharıdır.Kendisinde toplanmış olan Hak’ka ve halka ait tecellileri bais ismi ile zahir eyledi.Bu ismin yönelmesi ile nefsi rahman  olan tabiat zuhur etti.Başarı ve hayır Allah’tandır…………..

 

                                           ALTINCI     FELEK 

Altıncı felek,tabiat feleğidir.Bilinmeli ki,tabiat,nefsi külün yönelmesiyle manevi zuhur ile zahir olan nefesi rahmandır.Çünkü nefes,nefsden alınmıştır.tabiatta asıl olan hararet ve rutubettir.Çünkü,bir kimse nefsinin aslını hararet ve rutubet olduğunu anlar,tabiatta herhangi bir maddenin şekillenebilmesi için hararet ve rutubetten yardım alması gerektiğini bilir.Yine nefs haricide böyledir.Velhasıl,tabiat feleğinde hararet ve rutubet asıl,burudet (soğukluk) ve yubuset (kuruluk) geçicidir.Tabiat,batın isminin mazharıdır.Katımızda,zahir olan ve şekle kabiliyeti olan bir maddeye heyula ve heba ismi verilir.Yardım Allah’tandır……

 

                (Bizden batın,bize zahir olan zatı tenzih ederim.)

 

                                              YEDİNCİ      FELEK

Yedinci felek,heyula feleğidir.Bilinmeli ki,heyula,küllü manevinin emridir ki,kendisinde suretlerin zahir olmaya kabiliyeti vardır.Şu demektir,şekil ile şekillenmiş ve suret ile suretlenmiş olanların maddesidir.İmamı Ali (ra) ,heyulayı,heba olarak isimlendirdi.Ayeti kerimede buyruldu;Vakıa-6; “Toz gibi dağıldığı zaman.” Buradan da anlaşılıyor ki,

Cümle eşyanın maddesi,suret ile zahir olan küllü hakikattır.Kesin bir görüşle,suretle zahir olmaya yani şekil almaya kabiliyeti olan madde heba ismini aldı.Mesela,teknede bulunan hamurun çeşitli şekiller almaya kabiliyeti vardır.Ondan,yuvarlak,dört köşeli,uzun ve geniş gibi şekillerde hamur yapmak mümkündür.Fakat örneği verilen hamur hissidir,heba ise manevidir.Benzetme maneviyatın his yönüdür.Hidayet edici Allah’tır…….

 

 

(O’ndan başka sonu olmayanı tenzih ederim.O’nun sonu yoktur.Herşey fani olduktan sonra baki kalan yine O’dur.)

                                                    SEKİZİNCİ     FELEK

Sekizinci felek,şekil feleğidir.Bilinmeli ki,şekil manevidir.Şekil,manevi olan her şeyin kabiliyeti yönünden heba’da sabit olması demektir.Ayeti kerimede buyurulur;(İsra-84): “de ki,herkes kendi varlık yapısına göre iş görür.” Açığa çıkma yapısı hangi sıfatla ise kendisi ve ameli o sıfatla zahir olur.Bu şekil,haricde oluşmak istediğinden cisim talep etti.Cismi kül de şeklin manevi isbatını gerekli kıldı.Hidayet Allah’tandır…….

 

(Zahir olan ve her şeyi açık eden,bizden gizli olanı tenzih ederim ki,hiçbir şey O’nu gizleyemez.)

 

                                                 DOKUZUNCU    FELEK

Dokuzuncu felek,cismi kül feleğidir .Şimdi,cismi kül manevidir.Şekillerle şekillenmiş olan cüziyatın zuhura gelmelerine yardım eder.Hakim isminin mazharıdır.Hakim ismi;Herşeyin kabiliyetine göre muamele eder ve yerli yerine koyar.Hikmetinden sual olmaz,ve her şeyi hikmetiyle icad eder.Vallahül alem……..

 

                (Yasin 1-2; “Ey insan! Hikmet dolu bir Kur’ansın.”

 

                                                     ONUNCU     FELEK

      Onuncu felek,Arş feleğidir.Şimdi arş,azimdir,azamet (büyüklük) feleğidir.Cismi külün cüzünden bir cüzdür ve şekli küreseldir.Muhit(kuşatan) isminin mazharıdır.Rahman isminin tasarrufu bu felek ile olur.Bütün işler,irade ve vücut bulacak her şey ondan hasıl olur.Ayette buyrulur; (Taha-5): “Rahman arşı kapladı.”

 

   (Zat,sıfat ve esmasıyla her şeyi kuşatanı tenzih ederim.)

 

                                                     ON BİRİNCİ    FELEK

Onbirinci felek,feleki kürsidir.Ayette buyrulur;(Bakara-255) :“O’nun kürsüsü,gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır.” Feleki kürsü,şükür isminin mazharıdır.Bütün şükredenlerin şükürleri bu feleğin yönelmesiyle gerçekleşir.Kadirin mazharı olup aynı zamanda celal ve cemal mazharıdır. Bu felek, şükür isminin sureti olduğundan bütün şükredenler bu feleğin üzerinde olur.Sekiz cennet ahalisi mükafat bulur,bu mükafatı hak etmeleri için daima ibadetleri şükür olması gerekir.Bu sekiz cennetin dördüne amel cenneti derler, huri, gılman, ağaçlar,nehirlerler bunlarda bulunur.Diğer dört cennet ise amel cennetlerinden farklıdır, bunlara da irfan cenneti denir. Biri vesile dedikleri cennet dir ki,Resulullah (sav) efendimize mahsustur.Bu cennete hazreti kuddüs de derler.Bütün cennetlerden yücedir.Altında olan cennet,bütün enbiya ve mürsel peygamberlerin cennetidir.Bunun altında olan cennet,halife olan kamillerin cennetleridir. Bunun altında olan cennet ise şehitlerin ve evliyanın cennetleridir.Bu dört cennette cemalullah’ın seyri vardır.Bu dört cennet ehilleri amel cennetlerine inerek buranın yiyecek ve içecekleri ile lezzetlenirler.Amel cennetlerinin ahalisine cemalullah seyri ihsan olunduğunda yüce olan cennetlere yükselirler ve cemalullah ile şereflenirler.Bütün cennet ehilleri hazreti kuddüs olan vesile cennetine Cuma günü yükselirler ve Allah’ın ziyafeti ile şereflenirler. Resulullah(sav) hazretlerine konuk olurlar.O makamda Hak’kın cemali ile şereflenirler.     Hidayet edici ancak Allah’tır…………..

  (Zatına şükür ve verdiği nimetlere şükür gereken zatı tenzih ederim.)                                                              

 

                                                 ON İKİNCİ    FELEK

Onikinci felek, Atlas feleğidir. Bu feleğe burc feleği de derler.Maddesi arş olarak isimlenir. Sureti, atlas ve burc feleği olarak isim alır. Atlas feleği denilmesi, seyir ve hareketinin iz ve belirtisi olmamasındandır. Burc denilmesi ise,Allah’ın  O’nda kale burcları gibi oniki burc halketmesindendir. Onların vücutları meleklerdendir. Bu meleklerin kimi ciddi, kimi deli kimisi de kendi tabiatlarında olduklarından bu isimleri aldılar. Kimi ateş, kimi soğuk, kimi kuru,kimisi de bu karakterlere uygun olduklarından dolayı böyle isimlendiler.Asla hayvan şekillerinde değildir ve her birisi altında olan on iki feleğe hizmet ederler ve de her birisi bir feleğe tasarrufta bulunur.Ancak tasarrufları yardım şeklindedir.Tasarruf kullandıkları felekte bulunmaları şart değildir.Bu felek cennetlerin tacıdır.Cennet toplulukları bu feleğin nuru ile nurlanırlar.Atlas feleği olan bu felek gani isminin mazharıdır.Bütün isimler ona muhtaçtır. Onun ise hiçbir isme ihtiyacı yoktur. Ayette buyurulur;( Ali İmran-97): “Allah bütün alemlerden ganidir.” Bu ismin manası uluhiyettir.Uluhiyet demek;Allahü tealanın cümleden gani olması,herkesin O’na muhtaç olmasıdır.Bundan dolayı diğer feleklerin hareketi bu feleğin hareketine bağlıdır.Bu feleğin hareket yönü aşkın iradesiyledir.Diğerlerinin  ise zorunlu harekettir ancak başka hareket yönleri de vardır.Bu şekilde beyan olunur.Hidayet Allah’tandır…….

 

 

                                                     ON ÜÇÜNCÜ    FELEK

Onüçüncü felek,menazil feleğidir.Sabit felek ve mükevkeb(yıldız) feleği olarak da ismi vardır.Bu feleğin maddesi kürsi olup sureti menazil feleği olarak isimlenir.Mukadder isminin mazharıdır.Bütün feleklerin hareketi,ömürleri,erzakların paylaştırılması,cennet ehlinin mertebelerinin taksim edilmesi ve cehennem ehlinin derecelerinin belirlenmesi bu feleğin ruhaniyetinin yüz göstermesi ile olur.Bütün cennet ehlinin bulunduğu hakikat şehri ve tabiat denizi bu feleğin üzerindedir.Cennet ehli cennete girmeden önce tabiat denizine dalarlar. Cisimleri,tabi oldukları yerin cismine has şekle dönüşür.Yani melekler gibi cesedleri nurdan olur.Hakikat şehrinin halkı girdikleri cennetlerde zevk ve sefa ile seyre dalarlar.Bütün  gökler ve yer ve de cennet halkı bir odada toplanmış halkalar gibidir.Sevk edildikleri cennet bu feleğin üzerindedir.Adı geçen bu dört feleğin cisimleri ittifak üzere kendilerine özgüdür. Melekleri de kendilerine uygundur.Bir hadisi şerifte söylendiği gibi,bir kimse resulullah (sav) efendimize selam ve övgüde bulunduğunda tabiat denizine bir melek dalar ve bu denizin her damlasından bir melek halk olur,selam ve övgüde bulunana daima dua ederler.Bu alemlerde bulunanlar  yapılarından dolayı ihtiyarlamak,uyumak,keyifsiz olmak  gibi halleri yoktur ve her türlü kederden uzaktırlar.Çünkü bu özellikler unsur gerektirir.Ayette buyrulur;      (Yunus-25): “Allah dilediğini doğru yola iletir.”     

 

                                                      ON DÖRDÜNCÜ    FELEK

Ondördüncü felek,keyvan feleğidir.Merkez anlamındadır.Bu feleğe aynı zamanda kırmızı felek ve Zuhal feleği de denir.Bu felek rab isminin mazharıdır.Alemde bulunan varlıkların gerek maddi gerekse manevi rızıklarının karşılanması ve cismaniyetlerinin devamının sağlanması bu feleğin yüz göstermesi ile olur.İbrahim aleyhisselam bu feleğe yükseldi.Bu feleğin ruhaniyeti Mikail aleyhisselamdır.Erzak işleri ile görevlidir.İbrahim (as) misafirlerini kızartılmış buzağı ile beslediği gibi her ihtiyaç sahibine erzak yetiştirir.Mikail (as)’ın  orduları çoktur,bunların sayılarını ancak Allahü teala bilir.Herbir taneyi bir melek korur ve ona hizmet eder.İnsan ve hayvan ayırımı yapmaksızın onların yiyeceklerine bir tehlike ve kayıp gelmeksizin  rızıklarını onlara teslim ettikten sonra Zühal feleğinde kürsi üzerine otururlar ve Hak’kı överler.Bir daha o meleklere nöbet gelmez.(Bakara-20) “Allah her şeye kadirdir.” Başarı Allah’tandır……

                                       (Herşeyden yüce olanı tenzih ederim.)

                                               

                                          ON BEŞİNCİ      FELEK

Onbeşinci felek,Bercis feleği ve müşteri feleği de denir.Bu felek ilim isminin mazharıdır. Alemdeki bütün ilim ve ilmin gerekli kıldığı oluşumlar bu feleğin yüz vermesi ile olur.İsmail (as) bu feleğe yükselmiştir.Ruhaniyeti İsrafil (as) dır.İsrafil (as) kalbi Muhammed (sav) suretidir.Tıpkı Mikail (as)’ın himmeti Muhammediye sureti olduğu gibi.Başarı Allah’tandır…

 

     (Allah her şeyi bilir.Allah göklerin ve yerin nurudur.Nur-35)

 

                                               ON ALTINCI    FELEK

Onaltıncı felek,Behram feleği denir.İntikam sahibidir.Bu feleğe Merih feleği de denir. Kahir isminin mazharıdır.Bu feleğin ruhaniyeti Musa (as) ve Azrail (as)’dır.Bu feleğin tasarrufu celal’dir.Savaşlar,uygunsuzluklar,karşı gelmeler ve depremler bu feleğin yüz göstermesi ile olur.Ulul azim peygamberlerin,krallar ve sultanların savaş ile görevlendirilmeleri bu feleğin tasarrufu ile olur.Ayette buyrulur;( Enam-61) “O kulları üzerinde egemenlik sahibi kahir’dir.”

 

                                                     ON YEDİNCİ       FELEK

Onyedinci felek,Yuh feleğidir.Güneş feleği de denir.Bütün feleklerin kutbudur.Nur isminin mazharıdır.Bütün mevcudatın maneviyatlarının ve hislerinin açığa çıkması bu feleğin yüz vermesi ile olur.İdris (as) durağıdır ve Cebrail (as)’ın ruhaniyeti bu felektedir. Muhammed (sav)’in aklının sureti Cebrail (as)’dır.Bundan dolayı sahibi vahiy oldu.Azrail (as)’ın ruhları tutmakla görevli olduğu gibi.Ayette buyrulur; (Rahman-17) “İki doğunun ve iki batının rabbi O’dur.” Gerçek manası şudur ki,Suretlerin hissi olarak nur ismi ile  açığa çıkması bir doğu,suretlerin vücutlarının nur ismi ile zahir olmaları bir doğudur.İki doğu bu şekilde olduğu gibi iki batı da böyledir.Yani suretlerin yok olması ve nur isminin Adem’de gizlenmesidir.

Ayette buyrurlur;(Hadid-4): “O ilktir,sondur,zahirdir ve batındır.O her şeyi bilendir.”

                               (Allah,göklerin ve yerin nurudur.Nur-35)

 

                                                   ON SEKİZİNCİ      FELEK

Onsekizinci felek,Zühre feleğidir.Hazreti Musavvir (suretlenmiş) isminin suretidir.Bu feleğin ruhaniyeti semsemail (as) dır.Bilinmelidir ki,Zühre feleğinin ruhaniyeti olan musavvir isminin yönelmesi ile cisimler alemindeki suretler meydana gelir.Hissi suretlere aşık olmak ve meyl etmek bu feleğin ruhaniyeti ile olur.Bundan dolayı Yusuf (as)’ın durağı oldu.O’nun zamanında  insan cinsinin en güzel surette olanı Yusuf (as) dı.Bunun için Yusuf (as)’ın talihi Zühre oldu ve bütün yaratılanlar O’nun güzelliğine aşık oldular.Bu cümleden hareketle Züleyha hazretlerinin Yusuf (as)’a olan aşkı malumdur.Yakup (as)’ın mizacı güzel suretlere meyilli olduğundan güzel suret ve olgun bir yaratılışla Hak, Yusuf (as)’ı O’na hediye etti. 

Yakup (as)’ın nazarında Yusuf (as) kaybolduğunda,yollara çıkıp gelene geçene O’nu sorardı.

Hatta evlatları gelip O’na şöyle dediler:(Yusuf-85): “Allah’a yemin ederiz ki,sen hala Yusuf’u anıp duruyorsun.Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helak olacaksın dediler.” Yani,yollarda oturup Yusuf’un adını anarak haberini beklersin ,bunda ısrar edersen bir hastalığa tutulursun ya da helak olur gidersin dediler.Yakup (as) onlara cevaplarında buyurdu ki,(Yusuf-86): “Benim şikayetim ve üzüntüm yalnız Allah’a dır.” Yani,ey oğullarım!kalbimde olan hüznü,gelene gidene ifade ettiğimi görüyorsunuz lakin benim müşahedem ve zevkimde Allah’tan başkası yoktur.Benim bu halime ve sözlerime aşina

değilsiniz.Hidayet Allah’tandır…………….           

 

                                      ON DOKUZUNCU          FELEK

Ondokuzuncu felek,Katip feleğidir.Diğer adı ise Utarid’tir.Bu feleğin ruhaniyeti muhsi( sayı sayan) ismidir.Yine bu feleğin ruhaniyeti sağsabaildir (ölümsüz).Hazreti İsa (as)’ın durağıdır.

Ayette buyurulur;(Nisa-157/158) “O’nu öldürmediler ve asmadılar,sadece O onlara benzer gösterildi.Tam aksine Allah O’nu kendine yükseltti.” Bilinmelidir ki,her şeyin sayılabilir olması,bütün olması ve suretlenmesi muhsi ismi ile olur.Bütün katiplerin katipliği, her şeyin isimlerinin sayısı ve özelliği bu feleğin ruhaniyeti olan muhsi isminin yüz göstermesi ile olur. Bundan dolayı,Hazreti İsa(as) ahir zamanda Muammaed (as)’ın halifesi olarak  gelir.Hem nübüvvet  hemde halife olarak bunların arasındaki tüm değerleri kendinde toplayarak zahir olur.Kıyamet gününde O’nun iki haşrı olur.Birisi enbiyaların sancağında diğeri de halifeler sancağında olur ve umumi velayetin de sonu olur.Hidayet Allahtandır…

 

                                              YİRMİNCİ         FELEK

Yirminci felek,Ay feleğidir.Şimdi bu feleğin ruhaniyeti mübin (Hak’kı gereğince açık eden) isminin mazharıdır.Hazreti Adem (as)’ın durağıdır.Ruhaniyeti Dükail (as)’dır.Bütün maden, bitki,hayvan ve insan ve de üç doğumu açık eden,onların büyüyüp gelişmeleri ay feleğinin ruhaniyeti olan mübin isminin yüz vermesi ile olur.Bundan dolayı insanlığın babası olan Adem (as)’ın durağı bu felek oldu.Suların tatlı ve tuzlu olarak zıtlık göstermesi,yağmurların yağması ve buharın oluşması ay feleğinin yakınlık göstermesi ile gerçekleşir.Adem (as)’ın sureti Mekke ile Taif arasında yapılıp ona ruh üflendiğinde,yeryüzünde bulunan melekler secde ettiler.Batında,insan suretinde olan nesline “Elestü birabbiküm” (Ben sizin rabbınız değilmiyim?) ilahi hitabı olundu,onlarda evet dediler.Sonra Adem (as)’ın zuhurunda yeryüzüne indiler ve meskenleri bu yer oldu.Başka yerde insan yoktur.Bundan dolayı hazreti Adem (as)’ın durağı Ay feleği oldu.Hidayet ve başarı yalnız Allah’tandır………..

 

   (Şaşılacak bütün alemi,bize boyun eğdireni tenzih ederim.)

 

                                                

                                                  YİRMİ BİRİNCİ     FELEK

  Yirmibirinci felek,Esir feleğidir.Bu feleğe ateş feleği de denir.Bilinmelidir ki,Allah’ü Teala Ay feleğinin altında ateş feleğini yaratmıştır.Bunun hikmeti şudur ki,eğer ateş feleği,Ay feleğinin altında yaratılmasaydı bu alem basit  olurdu ve soğuktan donardı.Ne bitkilerin ne hayvanların ne de insanların barınacak yerleri olmazdı ve insanın yeryüzünde kullanacak yetkisi de bulunmazdı.Esir feleği,kabız (tutan) isminin mazharıdır.Bu alemin soğuktan donmasını engelleyen ve tutan bu feleğin ruhaniyeti olan kabz ismidir.Yüce Allah ateş küreden,cinlerin babası olan canı yaratmıştır.Adem (as)’ı topraktan yarattığı gibi.Adem (as)’ın kendisinden,eşi olan Havva’nın yaratılması gibi,can’dan da böyle bir eş yaratılmamıştır.Bundaki ilahi hikmet ise;Adem (as),Allah’ın celal ve cemal isimlerine mazhardır.Kendinde olan cemalullahı Havva aynasında seyretmek istedi ve Havva vücuda geldi.Fakat,cinlerin babası olan can sırf celaldir.Yaratılışı hünsa (çift cinsiyetli) şeklinde oldu. Evlatları da dişiliğinden meydana geldi.İlk evladı hırs babası olan iblis oldu.Bunların yemeleri ve içmeleri latif şeylerin koklanması gibi olur.Meleklerin beslenmesi,hisleri yoluyla bakmak, içmeleri ise güzel kokuları koklamak şeklinde olur.Cin topluluğu uzun ömürlü olurlar ve ölürler.Fakat,ölümleri meleklerin üflemesi olur,melekler üflemeden onların ölümleri gerçekleşmez.Cin topluluğu üreyebilir,onlardan müslüman ve kafir olan vardır,birbirleri ile savaş yaparlar,savaştıkları bölgelerde kasırga oluşur. 

Ayette buyrulur:(Tahrim-6): “Ey iman edenler! kendinizive ailenizi,yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz.”

 

                                           YİRMİ İKİNCİ        FELEK

Yirmiikinci felek,hava feleğidir.Şimdi hava feleği ,ateş küresi ile su küresi arasındaki bölgede etkilidir.Hay isminin mazharıdır.Bütün her şeyin hayatı,sıhhatı ve sağlığı bu feleğin ruhaniyeti olan hay isminin yüz vermesi ile olur.Bu felekte Güneşin ısısı ve Ay’ın soğukluğu  birbirine karışmış olduğundan hay isminin mazharı oldu.Güneşin ısısıyla suların buharlaşıp yükselmesi onlarda suyun azalmasına sebebiyet verir.Fakat bu noksanlık  ayın soğukluğu ile yerine gelir. Görmezmisin ki,denizler Güneşin ısısı ile azalırlar,Ay’ın soğukluğu ile bu azalma yerine gelir.Havaya yükselmiş olan buhar,altı sebep oluşmadan yükselmez.Afakta çeşitli yönlerden hareket eder.Mazharı hay olan hava,kuzey tarafından estiğinde bulutları yürütür,güney tarafından estiğinde bulutları yoğunlaştırır,batı tarafından eserse bulutları sulandırır,doğu tarafından estiğinde bulutların sularını tatlandırıp yağdırır.Hay,kayyum ve kadir olan Allah’ı tenzih ederim.Allah her şeye kadirdir.Ayette buyrulur;(Furkan-48): “Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur.”

 

                                             YİRMİ ÜÇÜNCÜ       FELEK 

Yirmi üçüncü felek,su feleğidir.Muhyi (hayat veren) isminin mazharıdır.Su ,tatlı ve leziz olarak yaratılmıştır.Fakat yedi denizin suları kimi acı,kimi ekşi,kimi tuzlu,kimi sodalı, kimi de değişik tat ve vasıflardadır.Bulundukları yerden dolayı tuzlu ,ekşi  vs.olmuşlardır.Su feleği her şeyin hayatıdır.(hay külli şey’i).Hayvan,bitki,maden ve diğerlerin cümlesi sudur.Maden olan,altın,gümüş,bakır,kalay,kurşun ve civayı ateşe koysan hepsi erir su olur.Fakat bazılarının erimesi geç,bazılarının ise çabuk olur.Hepsinden yavaş eriyen taştır.Buradan da bilindi ki, her şeyin aslı ve hayatı sudur.Dediler ki,unsurların (ateş,hava,su,toprak) aslı su ve ateştir.Çünkü Rahman’ın nefsi olan tabiatın aslı hararet ve rutubettir.Öncelikle toprak ve hava,unsurlar içinde geçicidir,soğukluk ve kuruluk mizacında olanların geçici olduğu gibi.Başarı Allah’tandır……….

 

                                            YİRMİ DÖRDÜNCÜ      FELEK

Yirmi dördüncü felek,Toprak feleğidir.Mümit (öldüren) isminin mazharıdır.Herşeyin ölümü bu feleğin ruhaniyeti olan mümit isminin yönelmesiyledir.Bu feleğin tasarrufu kadir ismidir. Bundan dolayı,maden,bitki,hayvan ve insanın kemal derecesi ile meydana gelmesi bu isim ile olur.Hava feleğinde tasarrufta bulunan isim ilim,ateş feleğinde tasarrufta bulunan isim de mürid dir.Su feleğinde tasarrufta bulunan ismin muhyi olması gibi.Bunların birleşiminden Adem (as) halk olundu.Cümle tasarrufat da Adem (as)’ın sırrında toplandı.Ayette buyruldu; (Bakara-31): “Allah Adem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti.” Amma,Adem’den başkasında bu cemiyet mevcut olmadı.Allah dilediğini doğru yola iletir.(Enam-39)

Allah O'dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Emir/iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın bilgi bakımından her şeyi kuşattığını bilesiniz. (Talak-12)

 
 

31 Mart 2014 Pazartesi

ŞEYH SEYYİD HOCA MUHAMMED NURİL ARABİ EL MELÂMİ HAZRETLERİNE AİT SEYRİ SÜLUKA DAİR TEVHİD RİSALESİNİN SADELEŞMESİ


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a aittir.Salat ve selam Hz. Muhammed (sav)’e ve  O’nun evlatları üzerine olsun.

Bilinmelidir ki,Tevhid üç kısımdır.Tevhid demek:Hak’kın birliğini kalp ile fark ve zevk etmektir.Birincisi,tevhidi ef’al dir.Tevhidi ef’al demek:Bütün yaratılmış halkın        Allah’ın ef’ali yani işi olduğunu bilmek ve görülen her fiilin aynasından hazreti maşuku yani faili müşahede etmektir.İkincisi;Tevhidi sıfat’dır.Tevhidi sıfat demek:Halkda zahir olan sıfat aynasından hazreti maşuku müşahede etmektir.Üçüncüsü:Tevhidi zat’tır.

Tevhidi zat demek:Hulul ve ittihad olmaksızın yaratılan bütün halkın vücutlarının,Hak’kın vücudu ile bir olduğunun zevk ve keşf edilmesidir.Halk aynasından hazreti maşukun zatını müşahede etmektir.Hulul:Bir şeyin başka bir şeyin içine girmesi.İttihad:İki şeyin birleşmesi.

Sıtkıye mertebeleri bu üç tevhit makamıdır.Ama yakın mertebeleri ittihaddan ibarettir. İttihadın dört makamı vardır.Birincisi:Cem makamıdır.Cem makamı:Hak’kı zahir , halkı batın müşahede etmektir.Hadisi şerifte söylenir;Allah kulun dilinden  “Allah hamdını işitti.”Der. Bu makamda halk ayna olup,bu halk aynasından Hak zahir olmuştur.

İkincisi:Hazretül cem’dir.Hazretül cem demek:Halkı zahir de Hak’kı batında müşahede etmektir.Hadisi kutside cenabı Hak buyurur; “Ben onun gören gözü,işiten kulağı,tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” Bunların dışındaki bütün aza ve kuvvetler de bu makamda ayna olur.Hak aynasından,halk zahir olur.Üçüncü makam:Cemül cem’dir.Cemül cem demek: Bâtın,zahir cümlesini Hak müşahede etmektir.Cenabı hak hadid suresi 3.ayetinde buyurur; “Evvel,ahir,zahir,bâtın o’dur.” Bu makamda bâtın olan mutlak,zahir olan mukayyettir. Evvel mutlak,ahir mukayyettir ve cümlesi Hak’tır.

Dördüncüsü:Ehadiyyetül cem’dir.Bu makam,makamı Muhammedi dir.Hazreti Muhammed (sav)‘in yardımı ile bu makama ulaşılır.Cemül cem;Kabe kavseyn,Ehadiyetül cem; Evednâ’dır.

Makamı ehadiyyetül cem demek:Mukayyet olan varlıktan kayıtların kalkması demektir. Cenabı Hak kasas suresi 88.ayetinde buyurur: “O’nun yüzünden başka her şey helaktadır.” Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.  Tamamdır……..

19 Şubat 2014 Çarşamba

ÇALABIM BİR ŞAR YARATMIŞ İKİ CİHAN ARASINDA İLAHİSİNİN SADELEŞMESİ


Manevi makamları olan türbesi Ankara’da bulunan Hacı Bayram Veli hazretlerinin yüce ve  hikmet yüklü sözlerinin,şeyh seyyid Hoca Muhammed Nuril Arabi hazretleri tarafından açıklanmasıdır.

                              BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Eminlik ve sır  bilgisinin hudutsuz deryası olan,sultan hacı Bayram veli buyurdu:

“Çalabım bir şar yaratmış iki cihan arasında” Türkçe’de “çalab” Allah demektir.

“şar” ise,cemül cem şehri olup hakikatın büyük şehridir. “Yaratmış demek”;Zahire (açığa) çıkardı anlamındadır. Çünkü yaratma, manevi vücuttan, suret alemine gelmektir.Bu alem, zahir ehlinin yoktan var oldu dedikleri gibi değildir.

“iki cihan” demek,Biri Hüviyyet diğeri de Eniyyet’tir.Hüviyyet:Batını Hak’tır. Eniyyet:Zahiri hak’tır.Mısranın manası:Allah, Hüviyyet/ sıfat ve Eniyyet /suret arasında hakikat şehri yani büyük şehir olan cemül cemi zuhura getirdi.Bu büyük şehire,iki cihanı da içine aldığından cemül cem ismi verildi.Cihanı Hüviyyet batın,yani sıfattır.Cihanı Eniyyet,bütün zahir alemi yani suretler alemidir.İşte iki cihanı kendinde toplayan hakikat şehri cemül cemdir.Bir olan Allah,adı geçen iki cihanı kaplamıştır.Allah Tur dağında Musa (as)’a “İnni eneallah” diye seslendi.(Kasas-30) İnni:Cihanı Hüviyyet,Ene:Cihanı Eniyyet,Allah:İki cihanı kaplayan ve Türk diline göre çalap’tır.

Şah hacı Bayram veli: “Bakıcak didar görünür ol şârın kenarında”

Didâr(Allah’ın yüzü) görmeyen yoktur.Bütün halk Allah’ın yüzünü görür.Fakat cehaletlerinden habersiz olduklarından görmezler ve de görünmez derler.Bu cahillikleri

                                                                    

kendilerine perdedir.Oysa didara perde yoktur.Örnek verilirse:Padişah,kıyafetini değiştirip memleketini dolaşmaya çıktığında hangi kıyafette olursa olsun O’nu bilen tanır,bilmeyen tanımaz.Hatta tanıyan kimse,tanımayan bir kimseye padişah geçti gördün mü?diye sorsa o kişi görmedim diye cevap verir,belki görmediğine yemin bile eder.Mısranın manası:Cehalet perdesini yırtmış kişiler,her bakışlarında şehrin kenarında didarı görürler.Yani haricde suretlenmiş olan Eniyyeti görürler. Çünkü didarı görmekte kesret vardır.Görücünün görmesi,görünenin kesreti iledir.Görülen yüz;Zat,sıfat ve ef’al dir.Şehrin kenarı olan ef’al önce müşahede edilir.sonra ef’alden sıfat ve sıfattan zat görünür.Hüviyyet ise,O’nda şehir olma özelliği yoktur.Burada kesinlikle görme yoktur.Görme ancak O’ndan O’na dır.Şeyh Küsteri (ks)’nın icad ettiği Karagöz oyunu vardır.Oyun da cahil olan halk suret gördüklerine, müşahede ehli olan veli kullar didarı gördüklerine ve hakikat ehilleri ise bunun aynı Hüviyyet olduğuna örnek kıldılar.Bilmeyene göre perde arkasında hareket eden ve konuşan surettir. Bilen kimse ise hareket ettirenin ve konuşanın suret olmadığını görür.Bilir ki,perde arkasında onları hareket ettiren biri vardır.Konuşanlardan söyleyeni müşahede eder.Perde içinde asla suret görmezler.Belki perde içinde birisinin sureti olur.Ancak O şehre girenler,O şehirden kabul edilir.Yüce sırra sahip hazreti sultan hacı Bayram veli buyurur: “Nâgehan ol şehre vardım ol şehri yapılır gördüm”

Ey azizler!O şehrin dört kapısı vardır.Birincisi:Ef’al tecellisidir.Sırf ef’al dir.Yani sadece ef’al yüzünü müşahede etmektir.İkinci kapı:Esma tecellisidir.Sırf esma dır.Yani yalnız esma yüzünü müşahede etmektir.Üçüncü kapı:Sıfat tecellisidir.Sırf sıfattır.Yani sadece sıfat yüzünün görülmesidir.Dördüncü kapı:Zat’tır.Sırf zat.Sadece zat yüzünü müşahede etmektir. Bu dört tecelliye arif olmadan o şehre girilmesi mümkün değildir.Mısranın manası: Ef’al, esma,sıfat ve zat tecellilerini keşfettim,adı geçen tecellilerin hakikatını seyri süluk ile     tamamladım. Ansızın hakikat şehrine girdim,gördüm ki,O şehir her anda yeniden yapılmakta ve her anda bir güzellik zahir olmaktadır.Kendime baktım,O şehirden bir cüz olduğumu müşahede ettim,her anda,cemal olan bendeki  güzelliklerin fena ile beka arasında yapıldığını gördüm. Bu kez Hacı Bayram veli merhum buyurdu: “Ben dahi bile yapıldım taş ve toprak arasında” Taş ile kastedilen bekabillah,toprak ile kastedilen ise fenafillah’tır.Ey azizim! bu öyle bir fenafillah ki,bir anda iki tecelli olmaz,faydasızdır,iki anda bir tecelli olmaz ilmi tahsil edilmesi gerekir.Buradan da anlaşıldı ki her anda bir tecelli olur.Yüce Allah buyurdu: “Emrimiz bir tektir,bir göz kırpma gibidir.”(Kamer-50). “Göklerde ve yerde kim varsa O’ndan ister,O her an yeni bir iş ve oluştadır.”(Rahman-29) Burada günden kastedilen  ilahi gündür,yani zamandır, andır.              

                      Hazreti arifbillah el âli hacı Bayram veli buyurur:

“Şehirden oklar atılır gelir sonra yayılır

Arifler suveri satılır ol şehrin pazarında” Okların öncelikli anlamı:İlâhi Eniyyetin tecellisi, mısradaki satırın gerçek aslıdır.Oka benzetilmesi,ilahi yüzün ,çeşitli şekillerde ve ilgide tesir eden tecellisidir.Fakat,yüzdeki benzerlik öncekilere mahsus olup manevi ilgilerdir. Arifler sözünden murad:İlim ve marifetlerini birbirlerine aktarmaktır. Çünkü , birbirlerinden ilim ve marifetlerini kıskanmak ve saklamak Onların şanından değildir.Satılır demek:İlim ve marifetlerindeki zenginliklerinden birbirlerine bol bol ikram ederler anlamındadır.Asla ilim ve irfaniyetlerini kıskanmazlar.Çünkü peygamberler ve veliler anne gibidir.Anla……..

Aşık ve vasıl hacı Bayram  veli (ks) buyurur:

                                            “Şakirtler taş yonarlar, yontup üstade sunarlar

                                              Allah’ın ismin anarlar, ol taşın her paresinde”

Şakirdler:Meratip ehli olup,tam  mahvı beka  makamlarında olanlardır.Taş yonarlar: şarhoşluklarından geri kalan mahvlarıdır.Mahvı tamlarını arttırmak için çaba gösterirler. Çünkü,sarhoşluk haldir makam değildir.İkinci beyitte belirtilen taş ve toprağın gerçek

                                                                 

anlamları ise:Taş;Bekabillah’dır.Makamı mahvı işaret eder.Toprak;Fena halidir ve sarhoşluk makamını belirtir.Sarhoşluğun (sekr) üç mertebesi olduğu gibi Mahvın da üç mertebesi vardır.Yontup üstade sunarlar:Sarhoşluklarından eser kalmadan,beka ve tam mahvaları gerçekleştiğinde temkin mertebelerinde karar kılarlar.Üstad ve gerçek varisler onlardır.O’nlar gerek sarhoşluğun üç makamı ve gerek üç tam mahv makamları ile zat isminin zikri ile yakın olurlar.Yani bütün aza ve özleri,zahir ve batın his kuvvetleriyle mürşidi kamilin nefesi ile zorunlu olarak  zikreden olurlar.

Hazreti hacı Bayram veli efendimiz (ks) buyurur:

                                       “Bu sözü arifler anlar,cahiller işitip taşlar

                                         Hacı Bayram kendisi yanılsa ol şarın minaresinde”

Ol şarın minaresi;Makamı Muhammedi olan ehadiyetül cem makamına davettir.Bu makama erişmeyince halife ve mürşit olunmaz.Bu mısranın satırındaki güzel söz bu makama daveti işaret eder.Güzel söz:Ezanı Muhammedidir.Buradan anlaşıldı ki,Arif üç kısımdır.

Bir kısmı davetle yani irşatla görevli değildir.Enbiyanın varisleri olan ulema ile İsrail nebileri buna işarettir.Bir kısmı da irşatla görevlidir.Onlar Resul gibidirler. Tasarruf sahibi kamiller olan gavs ve kutup olarak isimlendirilen iki imam Resul ayarında olan bu zatların içinden seçilir.Allah’tan başka yardımcı yoktur.Tamamdır  HU…………

1 Şubat 2014 Cumartesi

MUHAMMED NURÜL ARABİ HAZRETLERİNİN ŞERH ETTİKLERİ SALAVATI ŞERİFENİN SURETİNİN SADELEŞMESİ


Büyük şeyhlerden seyyid Ahmed İbni İdris (ks) hazretlerinin insanlığa hediye eylediği eser olup,zahir ve batın alimlerinden,kamil,ilim ve irfan değeri yüksek olan hakikat ehlinin şeyhlerinin şeyhi seyyid hoca Muhammed Nuril Arabi el Mısri hazretlerinin şerh ettikleri salavatı şerifenin suretidir.

                                                                      

                                        BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Bilinmelidir ki,hakikatın ince sırlarına vakıf olmuş irfan ehlinin yüksek şefkatlerinden başka, marifet içeren kitabı tertip ederek ihvanların,tevhidi anlama,bunda lezzet bulma,bu yolda gark olma ve makamlarında terakki bulmaları için adı geçen kitabı tevhid lisanı ile yazdılar.Bazı kitablar salavat ve dua üzerine oldu.Kemal bulmuş makam üzerine,hazreti resulullah sallallahü aleyhi vessellem efendimizi övdüler.özellikle evladı resulden seyyid Ahmet İbni İdris (ks) hazretlerinin tertip ettikleri salavat ve dualar,ilahi marifetleri toplamış, makamların da ki olgunluk üzerine ince hakikatları açıklamışlardır.Fakat marifet içeren bu eser,arap

harfleri ile yazıldığından anlaşılmasında güçlük çekildiğini görmemden dolayı lüzum üzerine Türk diline göre şerh ettim.Yardım Allah’tandır.Allah’a yakın ehlinden,kamil mürşit,batın halifesi seyit Ahmet İbni İdris buyurdular ki.

                                  BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Bilinmelidir ki;Allah’ın kerem yüzünün açığa çıktığı alimler,Besmelenin manasını gün be gün hakikat üzere, belli kaideler ve ali prensipler üzerine  açıklamışlardır.Bunlar birçok kimse

tarafından bilinmektedir.Ancak, bu fakir olarak besmele üzerinde biraz durmak istiyorum.

Bilinmelidir ki;Besmeleyi şerifte üç isim vardır.Birincisi:zatın ismi olan Allah,ikincisi:Sıfatın

ismi olan Rahman,üçüncüsü:Ef’alin ismi olan Rahim dir.Allah,şeriatının gereği olarak bu

 tertip üzere besmele çekmeyi emr etmiştir.Şeriata uygun işler yapılırken,işin başında besmele söylenmezse o iş bereketsiz olur.Resulullah (sav) bir hadislerinde buyurur: “Besmelesiz başlanan her iş kısırdır.”Demek ki,bir şey yenirken ve içilirken veya bunların dışında olan bir iş gerçekleştirilirken ,işin başında besmele zikredilmesi,bu işin,zatullah,sıfatullah ve halkullah ile açığa çıktığını haber vermektir ve ayrıca kişinin muvahhid olduğunu beyan etmektir.Besmeleyi zikretmek tevhid ehlinin nişanıdır.Bundan dolayı İslam kitaplarında,helal olan işlerin başında besmele çekilmesi belirtilir.Ancak,kötü ve haram olan işlerin başında besmele söylenmesi yasaktır.Çünkü nefs,kötü ve haram olan işleri davet eder.Bakara suresi 286.ayet: “herkesin yaptığı iyilik kendine,yaptığı kötülük kendinedir.” Sözü,yukarıdaki manaya delildir.Yine bilinmelidir ki; Allahın kerem yüzüne mazhar olmuş alimler, “Allahümme” sözünün sonunda olan mim harfinin vurgu olduğunu belirttiler.Çünkü sözün aslı :Ya Allah’tır.Sonradan Allahümme olarak ifade olundu.Fakat,hakikat ehline göre hemze zatullaha işarettir.Lam sıfat olup,Birinci lam celal,ikinci lam cemal’e,ha hüviyyete,mim ef’ale işarettir.Şimdi mana şöyle olur ki;Allah’ım,zatını kemal ile,sıfatını celal ve cemal ile ve ef’ali ilahiyeni kemal eyle. “Salli” Rahmetini,ihsanını ve ikramını ziyade eyle.Çünkü tecelliyat sonsuzdur.Bundan dolayı,Yüce Allah habibine emr edip: Taha suresi 114.ayete göre, “De ki,Rabbim ilmimi arttır.” Bilinmelidir ki,ilahi tecellilerin sonu yoktur.Yine bilinmelidir ki,  azamet olan ilahi zat hazarattır ve hazarat (varlık) beş dir.Bunlar:Hazretiz zat,hazretis sıfat, hazretil esma,hazretil ef’al ve hazretil ahkam dır.Bunların cümlesi Muhammed (sav)’in zatı ile zahir oldular.Hazretiz zat;hakikatı ilahiye.Hazretis sıfat;Hakikatı Muhammediye.Hazretil esma;Hakikatı ademiyedir.Bu  hakikatlar Muhammed (sav) efendimiz hazretlerinin zatında toplanır.Çünkü ilk yaratılandır ve son nebidir.Harac Abdürrezzak  an Cabir İbni Abdullah el Ensari (ra),Resullah (sav) bana dedi ki; “Allah önce aklı yarattı.Bir rivayete göre, “Allah önce kalemi yarattı” Bir rivayete göre, Allah önce arşı yarattı.” Bunların hakikatları birdir.Çünkü nur olarak isimlenmesi;zatının zahir ve mazharların gayrı olmasıdır.Ruh olarak isimlendirilmesi;Hayatın kaynağı olması ve dirilik vermesidir.Kalem olarak isimlendirilmesi;İlmindeki özü açıklamasıdır.Akılla isimlendirilmesi;İdrak eder ve idrak edilir olmasıdır.Arş ile isimlendirilmesi;Kuşatıcı  olmasıdır.Ayan olan cemiyeti hakikat rahmaniyyettir.Resulü Ekrem (sav) hazretleri hakikat ilmini kendinde toplamış ve hakka ve halka ait açığa çıkan değerleri kuşatmıştır.Açığa çıkan ilimle hakikat ilmi birdir.Bilinmesi gereken,gerek  vaciplik olsun,gerek yoklukta olan olsun,gerekse mümkünat olsun onlardır. Bunların hepsini Hakteala rahmetiyle kapladı.Hadisi şeriflerinde Resulullah (sav) efendimiz

                                                                       

buyururlar: “Allahın rahmeti her şeyi kapladı.” Bundan rahimiyet sırrı açığa çıktı.Esmanın batın sırrı zahir oldu.Resulullah (sav) efendimiz,Allah’ın batın olan sıfatlarının sırrıdır. Ef’alin batını esmadır,esmanın batını sıfattır,sıfatın batını zattır.Bilinmelidir ki,zatullahın mazharı sıfatullah,sıfatullahın mazharı esmaullah,esmaullahın mazharı efalullahtır.Bütün bunları kendinde toplayan ,ilk yaratılan ve zahir olan Nuru Muhammed (sav) efendimizdir. Yani esmanın batını olan sıfatın sırrıdır..Allah’ın zatının ve sayılan bütün bu toplulukların zatına mazhar Resulullah (sav) efendimizin hakikatıdır.

Yerin ve göğün yaratılmasından evvel âma da idi.Âma;Eksiği ve fazlası ile bu sözün her ikisi de rivayettir.Arap dilinde âma ince bulut anlamına gelir.Bu yerde bu anlam uygun düşmemektedir.Mesabihi şerifte rivayet edilir ki,Ebu Zerin el Ukayli, Resulullah (sav) hazretlerine sordular; “Ey Allah’ın elçisi!Allah halkı yaratmazdan önce nerede idi? Resulullah cevap verdi; “O altında ve üstünde hava bulunan ama’da idi.” Yezid Bin

Harun dedi ki; “Ama’nın manası nedir? Allah vardı O’nunla şey yok idi.Şimdi dahi öyledir.”Şimdi bu konudaki ama ‘ya dönersek;Ama;Tecelli sıfat ve esma olan malumat, Hak’ka ve halka ait hakikatttır.Fakat yazarın muradı âma’i zattır ki,sırf zattır.Bu öyle bir

tecelli zattır ki,O tecellide sıfat ve esma aynı zattır.Arap dilindeki ince bulut anlamı değildir.

 Bundan dolayı gök ve yerden önce buyurdu.Çünkü,gök ve yerden önce bulut olmadığından o anlam çıkarılamaz,hidayet edici Allah daha iyi bilir.Zatı ehadiyet vücudunun özüdür. Sâzic manası;Saf ve özün özüdür.Yani zatullah,saf olan Resul aleyhisselam’dır.Çünkü,makamı ve mertebesi ehadiyetül cem’dir.

                           Bilinmelidir ki;Muhammediyyun mertebeleri beştir.Avam,havas,havasül havas,hulasetü havasül havas,safveti hülasetü  havasül havasdır.Burada avam mertebesinden kasıt; Delilli imandır.Havas mertebesi;Tevhiddir.Havasül havas mertebesi;Cem makamıdır. Safveti hülasetü havasül havas mertebesi; Cemül cem makamıdır.Bir de safveti hülasetü hasiyetül has mertebesi vardır.Bu mertebe ehadiyetül cem’dir ki,Resulullah (sav) makamıdır.         

Açık ve gizli olan ilahi kemal mertebelerinin nokta dairesidir.Yani Resulullah (sav) ilahi kemal mertebelerinin nokta dairesi olan Hak’ka ve halka ait mertebelerin aslıdır ve mazharıdır.Halka ait mertebeler yirmi sekizdir;1-Aklı evvel;Ruhi Muhammedi de derler.

2-Nefsi kül;Nefsi Muhammedi de deler.3-tabiat.4-Heyula.5-Cismi kül.6-Şekil.7-Arş.

8-Kürsi.9-Feleki atlas.10-Feleki mükevkeb,feleki münazil de derler.11-Feleki kiyvan,feleki Zühal de derler.12-Feleki burc,feleki müşteri de deler.13-Feleki behram,feleki Merih de derler.14-Feleki yuh,feleki güneş de derler.15-Feleki Zühre.16-Feleki katip,feleki utarid de derler.17-Feleki kamer.18-Feleki esir,küreyi ateş de denir.19-Feleki hava,hava küresi de denir. 20-su feleği,su küresi de denilir.21-Toprak feleği,toprak küresi de denilir.22-Maden .

23- Nebat.24-Hayvan.25-Melek.26-Cin.27-İnsan.28-Mertebeyi (makamı) insan.

                            Hak’kın mertebeleri de yirmi sekiz dir.1-İsmi bedi.2-İsmi bais.3-İsmi batın.

4-İsmi ahir.5-İsmi zahir.6-İsmi hakim.7-İsmi muhit.8-İsmi şükür.9-İsmi gani.10-İsmi muktedir.11-İsmi rab.12-İsmi ilim.13-İsmi kahir.14-İsmi nur.15-İsmi musavvir.16-İsmi muhsi.17-İsmi mübin.18-İsmi kabız.19-İsmi hay.20-İsmi muhyi.21-İsmi mümit.22-İsmi aziz.23-İsmi Rezzak.24-İsmi müzel.25-İsmi kavi.26-İsmi latif.27-İsmi cami.28-Refiid derecat.

Hak’ka ve halka ait olan bu  mertebeler şehadet (görülen) dir.Nasıl nokta,harflerin aslı ve maddesi ise,ilahi kemalatın asıl kaynağı ve maddesi de Nuru Muhammed (sav) ‘dir.Açıkta  olan bütün yaratılmışlara üflenmiş olan ruh,Rahmanın nefesidir.Yani, esmanın hakikatı olan ruh, Rahmanının nefesidir, Yüce Allahın üflemesidir ,yani zuhurudur.Bilinmelidir ki,ilahi esmalar gerçekte muhatap talep eder.Mesela,Rab;Merbubu yani terbiye isteyeni,

 Kadir;Güçsüzü,Mürit;İsteği,İlim;malumu talep eder.Diğerleri de bu şekilde tasnif edilebilir.

 Bunlar gibi bilinen ve bilinmeyen bütün yaratılmışlar işin özü olarak Nuru Muhammed ile zuhura geldiler.Açıkta yani mevcutta olan bütünü ile yani taşlar,ağaçlar ve insanlar Nuru

Muhammedi üflemesiyle yani,Nuru Muhammedin  bu değerlere yönelmesiyle var oldular.

                                                                  

Velhasıl bütün mevcudatın ruhları ve maddeleri Nuru Muhammed’dir ki,Rahmanın nefesi olan hakikatı talep eder.Sıfatların yönelmesidir.

Gaybi hüve:yani Resulullah(sav) hüviyyeti yani hakikatı olan hakikatı Muhammediye sıfattır.

Hakteala hazretlerinin hüviyetinin aynı olan zattır.

Fi hüve hüve:Hakikatı Muhammediye,hakikatı ilahiye ile birliktir,fazlalık değildir.

Min hüve hüve:Hakikatı ilahiyeden,hakikatı Muhammediye zahir oldu.Hakikatı Muhammediye,hakikatı ilahiyeye mazhardır.Çünkü,tecelli,tecelli edene tabidir.

Fesalli Allahümme aleyhi:Zatınla,sıfatınla ve ef’alinle Muhammed üzerine ikramın ziyade olsun.

Bi hüve hüve:Hakikatın hakikatının hakikatına.

Fi hüve hüve:Senin hakikatını sallallahü aleyhi vessellemin hakikatında fani kıl.

Min hüve hüve:Sallallahü aleyhi vessellemin hakikatını haricde,senin hakikatında ziyade kıl.

Ya men hüve hüve:Muhammed sallallahü aleyhi vessellemin hakikatının aynı olan,zat,sana niyaz ederim.Peygamberlerin seyyidine ve ehlibeytinin cümlesine selam olsun….

Bilinmelidir ki,Resul sallallahü aleyhi vessellemin ehlibeyti üç kısımdır.

Birinci kısım:Hazreti Resulullah (sav)  evlatlarından olan hazreti Hasan ile hazreti Hüseyinin soyundan olmasıdır. 

İkinci kısım:Manevi evlat olmasıdır.Bunun gerçekleşmesi için,marifetullah yolunun tahsil edilmesi gerekir ki,Resulullah (sav) efendimizin soyuna ait olsun.

Üçüncü kısım:Hem hazreti Hasan veya Hüseyin soyundan gelmesi, hemde Resulullah (sav) efendimizin manevi irşadına mazhar olması gerekir.Kutup olacak bu kısımdan seçilir.

Peygamber (sav) efendimiz buyurdu: “Selman ehlibeytimdendir.Allah’ın salatı ehlibeytimin üzerine olsun.”Selam,cümle alemlerin aslı, maddesi,özü ve tafsili  olan,sığınılacak yerin en temizi,en uygunu bulunan Resulunün ve O’nun  ehlibeytinin üzerine olsun.Yine salat ve selam,ehlibeyt olan eserin sahibi Ahmet  İbni İdris ve yine ehlibeytten olan,eseri açıklayan Muhammed Nuril Arabi el Bedri el Muhlavi üzerine olsun.Şerhin başlayış ve bitişi recep ayının birinci günü hicri 1283 tarihinde gerçekleşti.Merhametlilerin en merhametlisi ve zatında tek olan ey Allah’ım!,Ehlibeyt olan hazeratı, aslına kavuşmayı dileyenlere vesile kıl.Ya Rab; salat ve selam gelmiş ve geçmiş bütün peygamberlerinin yakın meleklerin ve sana vasıl olan kullarının üzerine olsun.Hamd alemlerin rabbı olan Allah’a mahsustur.

Salavatın manası:Allahümme salli ala seyyidina Muhammed:Ey Allah’ım,bütün esmalarınla övülmüş Muhammed (sav) efendimize hürmet ile,cümle alemlerin aslı ve maddesi O’dur. O’na saygı ve hürmet ile, bütün görünenlerin,gerek melekut aleminin gerekse mülk aleminin aslı ve maddesi O’dur.Çünkü bunların hepsi O’nun nurundan yaratıldı.Öyle Muhammed ki, bütün alemlerin özüdür her şey ondan istifade eder.Cümlenin O’dan halk olmasındaki amaç pak ve temiz olan vücutlarının meydana gelmesidir.Bir kutsi hadisde cenabı Allah bunu beyanla; “levlâke levlâk lema halektül eflak.”  “Sen olmasaydın sen olmasaydın bu felekleri yaratmazdım” buyurmuştur.Bütün mevcudatın varlığının aslı Nuru Muhammeddir. Sonu da Muhammed vücududur.Nasıl meyve ağacının aslı çekirdekse sonu da çekirdektir. Örneğinde olduğu gibi.Cümle alem O’nun tafsilatı ve yüceliğidir.Çünkü cesedi şerifleri, Hak’kın özü olduğu gibi bütün bu tafsilatta O’nun nurundan yaratıldı.peygamberlerin seyyidine ve ehlibeytinin cümlesine selam olsun.Resulullah (sav) bir hadisi şeriflerinde buyurdu; “Ben Allah’tan,müminler de benim nurumdandır.” 

 

10 Ocak 2014 Cuma

HAZRETİ PİR’İN BİYOGRAFİSİNİN SADELEŞMESİ


Bin iki yüz yirmi sekiz (1228)  hicri,bin sekiz yüz on üç (1813) miladi yılında,Mısır ülkesinde mıhletel kebir adlı kasabada hidayet nuruyla vücuda gelmiş,avam arasında Arap hoca, seçkinler yani arifi billah arasında Muhammed Nur’ul Arabi hazretleri namıyla şöhret bulmuş, nurun kaynağı olan hazreti pirin yaşamış olduğu ruhani hallerinin beyanıdır.

                                    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Nuru açık eden Allah’a hamdolsun.Zuhurunun şiddetinden o nuru örtü kılmıştır.Salat ve selam evvela peygamber efendimize ve onun evlatları üzerine olsun,kaleme,satır satır yazılmış kitaba,ince deri içinde yayılmış olana and olsun.(Tur suresi 2-3 ayetler.) Bundan sonra ben  onu Nurun kaynağı ile aynı anlama gelen ercüze olarak isimlendirdim.

Ercüze:İmamı Ali (kv)’nin yazdığı ve istikbalden haber veren kasidesinin adıdır.İsmi azamı kapsayan altı ismin önemini açıklayan,gaybi emirleri ve islamiyetin yerleşmesinde gerçekleştirilen cihadlara işaret etmektedir.Selam,Resulullah (sav) efendimizin görünmesi hususunda kılavuz olan evladı resule,kemalat sahiplerine ve beğenilmiş amel sahiplerine olsun.

                      Bilinmelidir ki,bin iki yüz kırkbeş tarihinde (miladi1829) Mekkeyi mükerremede misafir oldum.Yaşım on yedi idi.Mekkeyi mükerremede yaşayan.büyük alim ve şeyhlerden olan Ömer Abdürresul (ks) hazretleri ile konaklarında görüştüm ve biat talep ettim.Mısır’a dönüşümde, seferi namazlarını şafi mezhebi üzerine yani vakitleri cem ederek  kılmamamı buyurdular.Fakir’de bu emre uyarak edeb kaidesi üzere hareket edip Mısır’a vardım.Mısır’a ulaştığım gün,evladı resul ve Allah dostlarından olan Şeyh Hasan’el Kuveysi (ks) hazretleri ile cami el’ezherde kuşluk vakti  görüştüm.Şeyh ekmek ile salatalık turşusu yemekte idi.Ellerimi sıkarak “haccın mübarek olsun”diyerek tebrik ettiler. “İmamı Hüseyin (ra)’a hazretlerinin makamını ziyaret et diye emir buyurdular.Fakir’de Camii Ezherden çıkarak sokak tarafında olan kapıdan makamı aliye girdiğimde olağan üstü bir durum meydana geldi.Kuşluk vakti olduğundan kalabalık olması gerekirken ortalıkta kimsecikler görünmüyordu.Makamı ali’de, İlk bakışta gözüme nurlu mu nurlu bir zat göründü.Gönlüme O zatın Resulullah (sav) olduğu ilham olundu.Ben de yanına varıp ellerini öptüm.Bana dua edip arkamı sıvazladı.Sonra “git”diye emrettiler.Fakir’de emri şerife uyarak,camii Ezher tarafında olan kapıdan çıkarak camiye baktım.Büyük makamı ve heybetli görüntüsü vardı.Geri döndüm

fakat hazreti Resulu mihrab da bulamadım.Sokak tarafında olan kapıdan seri bir şekilde

                                                                   

çıktım ve  O’nu buldum.Yine camii ezhere geri döndüm,Seyyid Hasanel Kuveysi hz.lerine varıp ellerini sıkarken “felan kitabı okut” diye bana buyurdu.Yani sana ilim bağışlandı müjdesini verdi.

        Sonra sen Rum’a git diyerek emirde bulundu.Fakir’de emre uyarak hiç duraksamadan Rum’a vararak Koçana kasabasında müderris oldum.Ramazan içi ilk derste İmali kasidesini camii şerifte  okuttum.Yüce  Allah’ın izniyle Osmanlı lisanı ile dersi verdim.

Talebelerim:Mustafa,Ali,İbrahim,Hasan,Şeyh Abdurrahman Efendi zade ve Ahmet efendiler idi.Dersimiz usul ve fenari üzerine oldu.Derslerimiz genel bilgiler hakkında gerçekleşti.Bu sırada da Üsküp valisi merhum Hıfzı Paşa’dan tütün içmeğe alıştım.

         Bin iki yüz elli üç hicri,bin sekiz otuz yedi (1837) miladi senesinde mana da Medineyi Münevvere’ye vardım.Mahmudiye medresesi şadırvanında abdest alıp haremi şerife girerken İmam Ömer (ra) hazretleri Babıs selamın sağ tarafında oturmakta idi.Fakire bakıp “abdest almadın,geriye dön abdest al” dedi.Fakir de geriye dönüp tekrar güzel bir abdest aldım. Abdes tin suları azalarımdan damlamakta iken Babıs selamdan Haremi şerife girmeğe niyetlendiğimde, Hazreti Ömer tekrar emir edip “abdestin yoktur geriye dön güzel abdest al” dedi.Fakir dahi “abdest aldım tamamdır” diye cevap verdim.İmam Ömer de hiddetle kalkıp bizi yere yıktı ve arkama eliyle iki kere vurdu,vurma etkisiyle kustum.Tütünden olsa gerek zifir gibi parçalar çıktı.Sonra,yine İmam Ömer,fakire “geriye dön tekrar güzel abdest al” diye buyurdu.Fakir de tekrar geriye dönüp abdest aldım.İmam Ömer radıyallahü anh  Haremi şerife girdi.Mihrabı nebevide hazreti Resulullah oturmakta idi,hülafayı güzinden  Ebubekir ve Ömer sol tarafında,Osman ve Ali hazretleri de sağ tarafında oturduklarını gördüm.Fakir de bu seyyidler meclisi huzurunda divan durdum.Hazreti Resulu Ekrem efendimiz,selam O’nun  üzerine olsun,meclisin tümüne,kutlu başları ile ima yoluyla işaret ederek oturmamı söylediklerini anladım.Ebubekir (ra) hazretleri mübarek eliyle fakire “gel” diye işaret etti. Fakirde edeb üzerine hazreti şah tarafına yöneldim ve oturdum.Ebubekr (ra) “niçin bu tarafa gelmedin?” dedi.Fakir de cevap vermeğe haya eyledim.Hazreti şah  da, “bu meclis de taraf yoktur.” Diye cevap verdi.Resulullah (sav) tebessüm  ettiler.Sonra Hazreti Şah ile gizli bir şekilde söyleştik.Daha sonra Hazreti Resulullah aleyhi vessellem fetih suresini minbere çıkarak okudu.Ben de rüyadan uyandım.

                Aynı sene içinde selam kapısından içeri girip Resulullah’ın huzuruna vardım. Ebubekir (ra) şebekenin tövbe kapısı yanında durmakta idi,fakire eliyle “gel”diye işaret etti. Fakir de vardım,hücrenin kapısını açarak Resululah (sav) dışarı çıktı.Sağ elinde yeşil,sol elinde beyaz hırkaları bulunmakta idi.Hiddetle “al giy” diye emir de bulundular.Fakir de hemen ağlamaya başladım.Ebubekir (ra) “niçin ağlarsın?” deyince,ben de “Resulullah bana kızdı.” Diye cevap verdim.Ebubekir (ra) “sana,bu yolda tembellik ve gevşeklik etmeyesin diye yol gösterdi.” Dedi.Ben de rüyadan uyandım.Elhamdülillah hırkayı giydikten başka hırka senedini de Resulullah’dan almış oldum.Şeyhül Ekber efendimiz de Hızır (as)’dan hırka almıştı.Yine,bin iki yüz ellidört (1254) hicri,bin sekiz yüz otuz dokuz  (1839) miladi yılında Koçana medresesinin dershanesinde mana da Rusulullah (sav) ,Ebubekir ve Ali hazretleri   ile beraber dershaneye geldiler. Resulullah (sav) şilte üzerinde,Ebubekir ise bir kilim üzerinde oturmakta idi.Resulullah (sav) efendimiz bir divid ve bir hokka aradı,ben de bunları getirdim. Resulullah’da üç satır yazı yazdı ve fakire verdi. “oku” diye buyurdu,fakir de okudum ancak anlamını layıkı ile anlayamadım dedim.Resulullah’da “Ebubekir  telkin etsin” diye emir  verdi.Ebubekir de bir satırı tevhidi efal,bir satırı tevhidi sıfat ve bir satırı da tevhidi zat olarak telkin etti. Rüyadan uyandım ve tevhid makamlarını  almış oldum.

             Bin iki yüz elli beş (1255) hicri,bin sekiz yüz kırk  (1840) miladi yılında Üsküp’te oturmakta idim ve hicri elli dokuz (59), miladi kırk üç (43) yılına kadar bu üç makama devam edip,zevk ettim.Elli dokuz hicri senesin de hicaz’a gitmeye niyetlendim. Şaban ayının on dördüncü gününde mekkeyi mükerreme’ye  vardım,ayak basma (kudüm) tavafını yaptım.

                                                                  

Haremi şerifte oturur iken,meczup suretinde bir zat yanıma gelip oturdu.Gömleğinin üzerinde bitler gezinmekte idi,bitler,benim gömleğime geçecek dereceye geldiklerinde geri dönüyorlardı.O zat bana dönerek  “sakın bitlerimizden korkma zira bizim bitlerimiz terbiyelidir, başka kimseye gitmezler.”dedi.Ben de isminiz nedir? diye sordum ismim Derviş “Mehmed’dir” dedi, “hicri kırkbeş tarihinde Hac’cı şerife geldiğiniz de seninle beraber oturdum,hatta o zaman üzerinde mavi bir kürk vardı,başka olaylar da olmuştu. Yolunuz nedir? dedim, “Muhammedi’dir” buyurdular.Ben de isterim dedim “gir” dediler. “dersin nedir? dedim, “Cemül cem’dir” dedi. “tevhid makamlarını sana telkin olduğu gibi,bana da telkin eyle” dedim. “Kırk gün halvete gir” diye buyurdu.Fakir de kırk gün halvete girdim.Halvette zeytin yağı katık ederdim.Halvet sırasında,rüyada ,makamı Hanefi ardında bir zat gördüm,

Tavaf sırasında,hacerül esved önünde büyük bir izdiham vardı,insanlar O zatın elini öpmek için birbirleriyle yarışıyorlardı.Fakir de,babil umre kapısından gelip O zatın elini öpmeğe yürüdüm,O zat beni ayakta karşıladı ve elini öptüm ,sonra oturdular.Ben de uyandım.Sonra Derviş Mehmet hazretlerine rüyayı anlattım . Derviş Mehmet hz.leri “tevhidi zat mürşidi oldun dedi.” “ne zaman?” dedim, “İşte haber verdim ya “dediler.Sonra,zilhiccenin onbeşinci günü babıs seba bölgesinde Derviş Mehmet’le buluştuğum sırada daha önce gördüğüm zat ki  Resulullah (sav) ,yine zuhur etti.Bu sırada derviş Mehmet çekildi.O zat dua yaptı,O zat duadan sonra Beyti şerife karşı dönerek fakir için tevazu halinde niyazda bulundu.Sonra odaya gelip hizmetimizde bulunan garad salil hac emini görerek manen cem makamını telkin etti.O’na yiyecek teklif ettim ,O yemek yemez dediler.Sonra “ Medine’ye gitmek isterim selam var mı?” dedi,fakir de “ selam ederim dedim.” Yarın inşallah bu vakit yine gelirim  dedi.Ertesi gün belirtilen zamanda o yerde buluştuk.Konuşmadan önce,fakir için beyti şerife karşı dua ve niyazda bulundu.Sonra odaya geldi,hazretül cem makamını telkin etti.Yine yiyecek teklif ettim,yemek yemem dedi,yemek yemez isen elbise giyersin diye hırka hediye ettim.Aldı ve giydi.sonra,bana “ Medine’de buluşuruz” dedi.Fakir de hemen Medine’ye gittim.Belirtilen zamanda babıs selam da buluştuk.Cemül cem makamını telkin etti.Fakir de bir hafta daha Medine’de kaldıktan sonra Mısır yönüne yöneldim.Konak konak gidip bir gün cin kalesine vardık.Bir koyun alıp pişirterek fukaraya dağıttım koyunun başını ise kendim yedim.Gün uykusu sırasında manada kendimi Medine’ye varıp babıs selam kapısından içeri girerken gördüm.Resulullah (sav) hazretlerinin yanına vardım.O anda hazreti Resulullah (sav)’in unsur sureti olmayan nurani suretini gördüm.Güneşin nurundan daha saf ve nurlu idi. Hazreti resulullah da şebekeyi şerifin içinden mübarek ellerini açıp fakire “yürü” dedi.Fakir de yürüdüğüm de beni şebekeyi şerifin içine aldı.O anda şebekeyi şerifte yok olup kendimden

geçtim (çıktım) ve ehadiyyetül cem makamını telkin etti.

                Hicri bin iki yüz doksan yedi (1297),miladi bin sekiz yüz seksen iki (1882) tarihinde Usturumca’da odamda otururken  aşıkların sultanı olan Ömer İbni Fâriz hazretlerinin divanını inceliyordum.Bu sırada kendinden geçtim ,kendimi Mekke’yi Mükerreme’de Müzdelife’de meş’aril haramda buldum ve bu sırada asker taburları gibi üçer üçer üç tabur asker gördüm.Önlerinde üç kişi vardı.Sağ tarafta olan zata baktım, “acaba Mekke’yi mükerreme’de odada bize telkin veren Resulullah’mı dır? Derken o zat cemali şerifini açtı,gördüm ki Resulullah’tır.yanına vardım,bana dedi ki, “evliyayı ihvanlarımızdır.” Ancak onları bildiğini,onlara belli etme diye emir de bulundular.Sonra,biz Arafat tarafına yöneldik,onlar da Müzdelife yönüne gittiler.O’nlardan bize konuşan olmadı ancak Davud (as) bakıp güldü.Sonra kendime geldim,bu kendinden geçme yarım saat kadar sürmüştü.

                Yine mana da Üsküp’te dışarıda avluda,hazreti Resulullah (sav)’i gördüm.Abdest almak üzere idi,Fakir de bir ibrik ile havlu getirdim.suyu dökerek  Hazreti Resulullah’ın abdest almasını sağladım.Avuçlarına su alarak üç defa başı şeriflerini mesh etti.Elini başından kaldırmadı yani,avucu ile aynı  şekilde önden geriye,geriden öne ve önden geriye mesh ettiler. “Abdestim böyledir” dediler.Elhamdülillah abdest senedini kendilerinden almış oldum.Fıkıh

                                                                     

kitaplarında bunun suretini aradım Halebi Haşiyesi halyetün Naciye’de buldum.

                  Yine bir rüyada Hazreti Ali (kv) ve radıyallahü anh ile görüştüm.Bana “Ehli beytten yani evladı resuldensin” diye müjde verdiler.Hazreti Ayşe(ra) validemizin evlerine girdiler.Ayşe(ra) validemiz dünya meşrebli olmadığından üzerinde ziynet ve takı yoktu. Hazreti Hatice (ra)’ın kabri şeriflerinin  de gayet nurlu ve süslü olduğunu gördüm.

                   Yüce Allah’a hamd olsun evladı manevi olduğumuz müjdesini aldık.Allah dilediğini doğru yola iletir.

                                                             HU

Vefatları 29 cemaziyel ahir 1305 hicri,miladi 12 Mart 1887  tarihinde olup  nurlu kabirleri Selânik vilayetine ait Usturumca kasabasındadır. Allah O’ndan razı olsun..
 
SADELEŞTİREN : NACİ GÜNEY

15 Eylül 2013 Pazar

İNSANIN İKİ DOĞUMLA YARATILIŞI


       Öğünmek, cümle âlemleri ve tüm varlıkları batınından zuhura getirip yaratan, Halik (yaratıcı) olan Allaha mahsustur. Selama lâyık olan ise, habibullah / Allahın sevgilisi Hz. Muhammed ve evlatlarıdır. 
      Ey kardeş, iyi bil ki, yaratılan hiçbir şey bir sebeb ve hikmete dayanmadan yaratılmadığı gibi, insan da hikmet tahtında yaratılmış ve halen yaratılmaktadır. Ulûlazim peygamber Hz. İsa aleyhiselamın; “insanın biri anasından ikincisi kendinden olmakla iki doğumu vardır. Eğer insan kendinden doğmazsa melekütun, mana âlemlerinin keşfinden mahrum kalır.” Beyanı itibarıyla her insan, anne ve babanın birbirlerine olan “muhabbeti” (sevgi) ve “alâkası” (ilgisi) neticesiyle anasından, kendi istek ve arzusu dışında mecburen bu imtihan âlemine doğar. Bunu ifadeyle kuranda “O, o’dur ki; sizi önce topraktan, sonra nutfeden / spermden, sonra embriyodan / alakadan yarattı. Sonra sizi bebek olarak annelerinizin karnından çıkarıyor, sonra güçlü çağınıza ulaşasınız ve nihayet ihtiyarlar olasınız diye sizi yaşatıyor. İçinizden bir kısmı daha önce vefat ettiriliyor. Tüm bunlar, belirlenen bir süreye ulaşasınız ve aklınızı işleteseniz diyedir. (Mümin- 67) Buyrulur.
       Bu ve benzer ayet beyanlarında ifade olunduğu gibi, yeryüzüne annesinden mecburen doğan her insan, yeryüzünde imtihan olunarak yaşar. Ve “Her nefis / benlik ölümü tadacaktır…” (Al-i İmran-185, Ankebut-57) hükmünce insan, bu imtihan âleminden ölümle ayrılarak, berzah âleminde (kabir âleminde) kıyameti bekler. Ve kıyametin kopmasıyla insan, ebedi sonsuzluk yurdu olan ahirete intikâl ederek, imtihan âleminde yaptığı ameli Salih (güzel işler) karşılığı olarak amel cennetinde, yine bu yeryüzü âleminde tattığı köşklerde oturmak, cinsellik, yemek içmek vb. insanın hayvani yönüne ait lezzetleri tadarak, rabbinden ayrı zannettiği nefsiyle / benliğiyle var olur.
Veya bu imtihan âleminde yaptığı kötü işler karşılığı olarak insan, rabbinden ayrı zannetiği nefsiyle / benliğiyle cehennemde azap görerek, huzursuz ve mutsuz olarak var olur.
     İşte insanın dünya, berzah, (kabir)  kıyamet gibi merhalelerden / aşamalardan geçerek, ahiretteki amel cenneti veya cehennem akibetine yaptığı yolculuğu, anne babanın birbirlerine olan muhabbeti” (sevgisi) ve alâkası (ilgisi) neticesinde, insanın anasından bu yeryüzü olan imtihan âlemine mecburen doğmasıyla başlar.
      Oysa İsa aleyhiselamın buyurduğu, “insanın kendinden doğması” bir mecburiyet değildir. Ve insanın kendinden doğması, cümle eşyanın ve insanın hakikatı olan âlemlerin rabbine kul’un “alâkası” (ilgisi) ve “muhabbeti” (sevgisi) ile başlar. Ve insanın meleküt ve mana âlemleri keşfiyle âlemlerin rabbine kavuşup, insan-ı kâmil olarak rabbin katında ebediyen devam eder. Ki bunu ifadeyle kuranda,“…Rabbin katındakiler hiç usanmadan, gece ve gündüz O’nu tesbih ederler.” (Fussuet-38) Buyrulur.
       Anneden doğmakla başlayıp ahirette amel cenneti veya cehennem akibetiyle neticelenen. Ve kendinden doğmakla başlayıp rabbin katında ebediyetle devam eden her iki yolculuğu ifadeyle Kur’an-ı Kerim’de; “O gün geldiğinde siz üç sınıfa ayrılacaksınız. Ashab-ı meymene / Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir. Ashab-ı meş’ame / Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir. Ve sabikun / ileri gidenler, hedefe varanlardır. İşte mukarribun / Allah’a yakın olanlar bunlardır” (Vakıa- 7…11) Buyrulur.
       Ki ayette ashabı meymene olarak ifade olunanlar; anasından yeryüzüne mecburen doğup, bu imtihan âleminde ameli Salih (güzel işler) işleyen ve ahirette, rabbinden ayrı zannettiği nefsini / benliğini amel cenneti nimetleriyle lezzetlendiren kullardır.
Ayetteki “Ashabı meşame” ise; Bu imtihan âleminde rabbinden ayrı zannettiği nefsiyle / benliğiyle olumsuz, kötü işler yapan ve cehennemde huzursuz, mutsuz olan kullardır.
Ayette “sabikun / ileri gidenler, (hedefe varanlar.) Mukarribun / Allaha yakın olanlar” diye ifade olunanlar ise; Bu imtihan âleminde insanın, kendinden doğmasıyla nefsinde / kendinde ve cümle eşyada mevcut ve zahir olan âlemlerin rabbin’e kavuşma yakın” lığıyla, rabbin katına” yükselen kullardır.
Çünkü yüce yaratıcı olan Allahın; “Ben gizli bir hazineydim bilinmekliğimi sevdim / muhabbet ettim ve Halkı yarattım” (Hadisi kutsi) Buyruğundan. Ve Kurandaki “Allah gökleri ve yeri Hakk’ı göstermek için yarattı…” (Ankebut-44) ayeti ve benzer ayet beyanlarından açıkça anlaşıldığı gibi, İnsanın yaratılışındaki imtihanın yüce amacı, kulun cenab-ı Hakk’a ulaşıp kavuşmasıdır. Bu itibarla ayette “rabbin katındakiler” olarak ifade olunanlar, yaratılış gayesinin yüceliğine erişmiş olan kâmil insanlardır.  
       Kul’un kendinden doğarak, yaratılışının yüceliğine erişip insanı kâmil olmasının aşamalarını / merhalelerini ifadeyle pir seyyid Muhammed nur Hz; “Allaha vuslatta (kavuşmakta) kulun 1- muhip, 2- mürid, 3- salik, 4- talip, 5- âşık, 6- vasıl olmakla altı merhalesi vardır. Buyurmuştur. Ki muhip; Allah muhabbetini sevene denir. Mürid; muhabbetin kaynağını arayandır. Salik;  muhabbetin kaynağını bulan ve kalbi, zikri daimle gafletten uyanandır. Talip;  meratibi tevhid (tevhid makamları) keşfi irfanıyla her fiilde / iş’te fail olarak Hakkı Şuhut edendir. Âşık; cümle sıfatı subutiye (Allahın sabit sıfatları) zuhurunda mefsuf olarak Hakkı Şuhut edendir. Vasıl ise; tüm varlığın mevcudiyetindeki Hakk’ın zatına, fenafillâh (Allahta yok olmak) keşfi irfanıyla kavuşup vasıl olandır. Ki kul’un bu aşamalara / merhalelere erişimi, ulûlazim peygamber Hz.İsa’nın buyurduğu “insanın kendisinden doğmasıyla” ulaştığı, “meleküt ve mana âlemlerinin keşfidir.”
       Ey kerdeşim, iyi bil ki insanın kendinden doğmasıyla yapabildiği bu meleküt ve mana âlemleri keşfi, kulun cümle âlemlerin rabbine duyduğu “alâka” (ilgi) ve “muhabbet” (sevgi) ile başlar. Bunu ifadeyle kuranda; “Yaratan rabbin adıyla oku! O, insanı ‘alakadan / ilgiden / embriyodan (ilişip yapışan bir sudan) yarattı.” (Alak-1,2) buyrulur. Ki ayetteki “alâk” kelimesi, zahiren ilgi demek olduğu gibi, “İlişip yapışkan su” anlamını da içerir. Leddun-i mana yönüyle “alâka / ilişip yapışkan su” beyanı ise, insanın, Allah hakkındaki ilim irfan yüklü ilgi ve alâkasıyla Allah’a olan muhabbetinin karışıp yoğunlaşarak, bu yoğunlaşmanın kulluğuna sırâyet ederek bulaşıp yapışmasıyla insanın, rabbine yönelmesidir. Ve bu yönelişi ifadeyle cenab-ı Hak; “Beni bilen beni arar” (Hadisi kutsi) buyurur. Ki ilim irfana mazhar olan insan ancak, rabbine muhabbet edip rabbine kavuşmayı arar demektir.
       Yüce yaratıcı olan Allah yine bir kutsi beyanında; “Beni talep edene bulunurum, kime bulunursam onu âşık ederim, kimi âşık edersem onu arif ederim, kimi arif edersem onu katlederim, kimi katledersem ona vasıl olurum, kime vasıl olursam onun diyeti ben olurum, kimin diyeti ben olursam, benimle onun arasında fark olmaz.” (Hadisi kutsi) Buyurur. Yani; kendinin ve cümle eşyanın mevcudiyetindeki rabbini, ilim irfan mazharı olan bir kul ancak arayıp rabbine kavuşmaya talip olur. Ve böyle istek ve talebi olan bir kul, kendinin ve cümle eşyanın mevcudiyetindeki rabbini bularak, rabbin tecellilerdeki güzelliğini görmekle Hak âşığı olur. Gerek kendinde, gerekse cümle âlemdeki her tecellide rabbini müşahede etmekle Hak âşığı, arifibillâh olur. Ki, rabbine arif olan bir kul, Hakk’ın vahdet-i zat tecellisine vasıl olup kavuşur. Ve kul, bu mazharıyetle hadisi şerifte “ölmeden evvel ölenler” diye ifade olunanlar arasına dâhil olur. Ve fenafillâh (Allah’ta yok olma) keşfi irfanıyla “ölmeden evvel ölen” bir kul, rabbin ölümsüzlüğüne, yani bekabillâha (Allah’ın ebediyetine) ulaşarak “rabbin katında” rabbin bekasıyla ebediyen var olur. Demektir.
        Ey bu yeryüzü olan imtihan âlemine anasından doğarak yaşayan mümin kardeşim; “Rabbin katında” rabbin bekâsıyla ebediyete mazhar olmak, insanın kendinden doğmasıyla erişilen eşsiz bir cevher hazinesidir. Bu imtihan âleminde ömrünü heba etme. Ve “kendinden doğuşun” mahiyetini bilen arif ve ehli kemalin meclisini bul. O meclisteki kâmil olan mürşidin telkini irşadıyla, ulûlazim peygamber Hz. İsa aleyhiselamın buyurduğu gibi “kendinden doğmaya, meleküt ve mana âlemlerinin keşfine” ulaşarak, insan-ı kâmil olmaya çalış. Çünkü yaratılış gayesinin yüceliğine başka şekilde ulaşamazsın. Vesselam.               
           i                                 
                                                                              Nejdet Şahin                                           
                                                                          9- Mart 2012 Salihli


15 Ağustos 2013 Perşembe

HAYRET NEDİR VE HAYRETE NASIL ULAŞILIR?

 ÇOĞU ZAMAN HAYRET SÖZCÜĞÜNÜ BEKLENMEDİK VEYA TUHAF BİR OLAY KARŞISINDA DUYDUĞUMUZ ŞAŞKINLIK İFADESİ OLARAK KULLANIRIZ. ÇÜNKÜ KARŞILAŞTIĞIMIZ BAZI OLAYLARI ANLAMAKTA VE AÇIKLAMAKTA ÇARESİZ KALIRIZ. BİLGİ, DENEYİM VE BİRİKİMLERİMİZ YETERLİ OLMAYABİLİR VE BU GARİP OLAYLARI AKIL İLE DE ÇÖZÜMLEYEMEYİZ. İŞTE BU DURUMU İFADE ETMEK İÇİN “HAYRET” DERİZ. BU NOKTADA ÇARESİZ KALAN AKIL, YERİNİ HAYRETE BIRAKIR.
 FİZİK BİLİMİ DAHA ÇOK DUYULARLA ALGILANABİLEN VE EVRENDE BİR YER İŞGAL EDEN VARLIKLARLA İLGİLENİRKEN, FİZİK ÖTESİ DİĞER BİR İFADE İLE METAFİZİK İSE DUYULARLA ALGILANAMAYAN VARLIKLARLA İLGİLENEN, ARAŞTIRAN BİR BİLİM DALIDIR. FELSEFE DE ASLINDA FİZİK ÖTESİ (METAFİZİK) KAVRAM VE KONULARA DAHA YAKINDIR. BU NEDENLE ÇOK KERE YOLLARI KESİŞİR. BUGÜN BİZİM DUYULARIMIZLA ALGILAYAMADIĞIMIZ VARLIKLARIN MEVCUT OLDUĞU, BİLİNEN VE İNKÂR EDİLEMEYEN BİR GERÇEKTİR. AYRICA BU VARLIKLARIN ÇOK BOYUTLU VE FARKLI DALGA BOYLARINDA BULUNDUKLARI DÜŞÜNÜLMEKTEDİR. KUR’AN BU GERÇEĞİ BİZE ASIRLAR ÖNCESİNDEN HABER VERMEKTE VE BU AKILLI VE SORUMLU VARLIKLARI “CİN” OLARAK TAKDİM ETMEKTEDİR. BUGÜN ULAŞILAN İLMİ SEVİYE, HENÜZ YETERİNCE FİZİK ÖTESİ KONULARI ÇÖZÜMLEYEMEMEKTE VE ANLAMLANDIRAMAMAKTADIR. ÇÜNKÜ İLİM AKLIN BİR MAHSULÜDÜR. AKIL NASIL MAHDUT YANİ SINIRLI İSE İLİM DE ÖYLE SINIRLIDIR. HER NEKADAR İLİM İHTİYAÇ DUYULAN BİRÇOK ALANDA SORUNLARA ÇÖZÜM GETİREBİLSE DE BİR O KADAR KONUDA ACİZ VE YETERSİZ KALMAKTADIR. KALMAYA DA DEVAM EDECEKTİR; ÇÜNKÜ SONUÇTA AKLIN MAHSULÜDÜR.
 ŞUNU DA UNUTMAMAK GEREKİR Kİ, MUTASAVVIFLAR İLİM ÖĞRENMENİN SADECE KİTAPLA ELDE EDİLEMEYECEĞİNİ İFADE ETMEK İÇİN “BU İŞ KİTAPLA OLMAZ; AMA KİTAPSIZ DA OLMAZ” DEMİŞLERDİR. YİNE BU NOKTADAN HAREKETLE BİZ DE ŞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ “BU İŞ AKLILLA OLMAZ; AMA AKILSIZ DA OLMAZ.” YANİ İNSAN KEMAL MERTEBELERİNDE İLERLEYİP YÜKSELEBİLMEK İÇİN MUTLAKA AKLA VE AKLIN KILAVUZLUĞUNA İHTİYAÇ DUYAR. AKLI DEVRE DIŞI BIRAKARAK İLİM ÖĞRENMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR. DEMEK Kİ BURADA AKLIN İKİ FONKSİYONU KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR. AKIL, BİRİNCİ FONKSİYONU İTİBARİYLE İLİM ÖĞRENMENİN, İKİNCİ FONKSİYONU İLE DE İLİM ÜRETMENİN BİR ARACIDIR.
 AKIL BİRİNCİ FONKSİYONU OLAN İLMİ ÖĞRENİRKEN FARKLI ESAS VE İLKELERE, İLİM ÜRETİRKEN DE FARKLI ESAS VE İLKELERE DAYANMAK ZORUNDADIR. İLİM ÖĞRENİRKEN İLMİ ÖĞRETENE GÜVEN VE TESLİMİYET ESAS OLMAKLA BİRLİKTE, İLİM ÜRETİRKEN İLMİN DOĞRULUĞU VE SAĞLAMLIĞI İÇİN ŞÜPHE ESAS ALINIR. 
 BU BAKIMDAN ŞÜPHE, İLİMDE İLERLEMEK İSTEYENLERE ŞİDDETLE TAVSİYE EDİLMİŞTİR.
 ŞİMDİ GELELİM KONUMUZA: HAYRET NEDİR?
 HAYRET ASLINDA TASAVVUFİ BİR KAVRAMDIR. GÜNLÜK KULLANIMDAN FARKLI VE DERİN BİR ANLAMA SAHİPTİR. TASAVVUF LİTERATÜRÜNDE HAYRET, ALLAH’A OLAN YAKİNİN ARTMASIDIR. BAZI TASAVVUF EHLİ DE HAYRETİ DERİN DÜŞÜNCE VE KALBE GELEN BİR HAL OLARAK NİTELEMİŞLERDİR. KONUNUN DAHA İYİ ANLAŞILABİLMESİ İÇİN HZ. PEYGAMBER’E VAKİ OLAN MİRAÇ OLAYINDAN ÖZETLE BAHSETMEMİZ GEREKİR. PEYGAMDERLİĞİNİN SEKİZİNCİ YILINDA RECEP AYININ 27’NCİ GECESİ HZ. CEBRAİL, ALLAH’IN DAVETİNİ HZ. MUHAMMED’E BİLDİRİR VE MİRAÇ OLAYI DA BÖYLECE BAŞLAR. SİDRETÜ-L MÜNTEHA’YA KADAR OLAN YOLCULUK HZ. CEBRAİL DE OLDUĞU HALDE BURAK İSİMLİ BİR BİNEK İLE YAPILIR. HZ. CEBRAİL SİDRETÜ-L MÜNTEHA’DA KENDİSİNE BUNDAN SONRA REFAKAT EDEMEYECEĞİNİ, ŞAYET BİR ADIM DAHİ ÖTEYE GEÇERSE YANIP KÜL OLACAĞINI BİLDİREREK HZ. MUHAMMED’DEN AYRILIR. BUNDAN SONRAKİ YOLCULUK İSE REFREF ADI VERİLEN BİR BİNEKLE VE TEK BAŞINA YAPILIR. BELİRLİ DURAKLARA ULAŞTIĞINDA O YÜCE PEYGAMBERE HER DEFASINDA “YAKLAŞ” NİDASI İLE HİTAP EDİLEREK İLAHİ HUZURA ULAŞMASI SAĞLANIR. BU YAKLAŞMA YAYIN İKİ UCU GENİŞLİĞİ KADAR YA DA DAHA YAKIN OLMUŞTUR. KUR’AN’DA BU YAKINLIĞA “KÂBE KAVSEYN” ADI VERİLİR. 
 MİRAÇ OLAYINA, KUR’AN’DA İSRA SURESİ 1’İNCİ AYET İLE NECM SURESİ 1-18’İNCİ AYETLERDE DEĞİNİLMEKTEDİR.
 YUKARIDAKİ ANLATIMLAR, HZ. PEYGAMBERİN SÖZLERİ İLE KUR’AN BEYANLARINA DAYANMAKTADIR. FAKAT KUR’AN’DA BUNLARIN HEPSİNE DEĞİL SADECE BİR KISMINA YER VERİLMİŞTİR.
 ÖNCELİKLE ŞUNU BELİRTMELİYİZ Kİ KİTAPTA YER VERİLEN OLAY VE İSİMLER BİRER RUMUZDAN İBARETTİR. YANİ HADİSTEKİ GEREK BURAK, GEREK REFREF İLE KUR’AN’DAKİ CEBRAİL, KÂBE KAVSEYN İSİMLERİ DE BİRER RUMUZDUR, SİMGEDİR. BU RUMUZLARLA ANLATILMAK İSTENEN MANAYI İDRAK EDEMEZSEK, KUR’AN’DAN BEKLENEN HİDAYETİ ELDE EDEMEYİZ VE KEMALATA ULAŞAMAYIZ.
 BURADA HZ. CEBRAİL İLE AKIL, BURAK BİNEĞİ İLE İLİM, REFREF BİNEĞİ İLE DE HAYRET REMZEDİLMİŞTİR. BU NEDENLE, HZ. MUHAMMED ALLAH’A “BENİM HAYRETİMİ ARTIR” DİYE DUA EDEREK O’NDAN KEMALAT TALEP ETMİŞTİR. DEMEK OLUYOR Kİ MİRAÇ; KEMAL BULMAK İÇİN HER MÜMİNİN YAPMASI GEREKLİ VE ZORUNLU BİR İÇ YOLCULUĞUDUR. ZAHİRDE TARİKAT EHLİ BUNA SEYR-İ SÜLUK DERLER.
 İŞTE “HAYRET” DENİLEN OLGU, BU İÇ YOLCULUĞUN SON AŞAMASIDIR. GEREK İLİM VE GEREKSE DAHA SONRAKİ AŞAMA OLAN HAYRET İÇİN İKİ ŞEYE DAHA İHTİYAÇ DUYULUR. BUNLAR DA “AŞK” VE “ZEVK”DİR. AŞK OLMADAN İLİM, ZEVK OLMADAN DA HAYRET ANLAŞILMAZ. HAKİKAT İLİMLE ELDE EDİLEBİLİR; FAKAT KEMALAT İÇİN MUTLAKA HAYRET GEREKİR. 
 YİNE KUR’AN’DA TAHA SURESİ 114’ÜNCÜ AYETTE “SEN DE Kİ, YARABBİ BENİM İLMİMİ ZİYADELEŞTİR.” BUYRULMAKTADIR. ALLAH, BU AYETTE OLDUĞU GİBİ BİZDEN ÖNCELİKLE İLMİ YANİ HAKİKATİ TALEP ETMEYİ BEKLİYOR VE İSTİYOR. ÇÜNKÜ İLİM OLMADAN HAKİKAT, HAYRET OLMADAN DA KEMALAT OLMAZ. BİZ DE BU EMRE GÖRE ÖNCE KENDİ BURAĞIMIZA BİNEREK HAKİKATA ULAŞACAĞIZ; DAHA SONRA ALLAH’TAN HAYRETİ TALEP EDECEĞİZ. HAYRETE ULAŞMAK İÇİN İLK ADIM OLAN HAKİKATİ YANİ KENDİ GERÇEĞİMİZİ ÖĞRENMEMİZ GEREKİYOR. BİZİ BİZE TANITACAK, BİZE KENDİ GERÇEĞİMİZİ GÖSTERECEK TEK BİR İLİM VARDIR: O DA İLMİ TEVHİT VEYA İLMİ LEDÜN DE DENİLEN İLİMDİR. PEKİ, BU İLİM NEREDEDİR? BİLSEK DE HEMEN ONU ÖĞRENSEK DİYE AKLIMIZA BİR SORU GELEBİLİR. BU İLMİN KİTABI VAR AMA OKULU YOK, ÖĞRETMENİ VAR AMA SINIFI YOK. ÖYLEYSE BU İLİM BİZE NASIL İNTİKAL EDECEK. ELBETTE İLMİ TEVHİDİN BİRİCİK KİTABI KUR’AN’DIR. BU KADAR KUR’AN OKUYAN VAR; AMA SORSAN HİÇBİRİNİN İLMİ TEVHİD’DEN HABERİ YOK. BU İLME EN YAKIN BİLİM DALI OLARAK FELSEFE BİLİMİ BİLİNİR. HÂLBUKİ GEREK KAPSAM GEREKSE YÖNTEM BAKIMINDAN FELSEFEDEN ÇOK FARKLIDIR. BAŞLICA FARKI İSE FELSEFE SATIRLARDAN OKUNUP ÖĞRENİLEN BİR İLİM İKEN, İLMİ TEVHİD ANCAK BİR GÖNÜL EHLİNİN ELİNDEN TUTARAK ÖĞRENİLEBİLİR. FELSEFE MADDEYİ,  İLMİ TEVHİD İSE MANAYI ÖĞRETİR. FELSEFE DIŞ ÂLEMİ ANLAMAYI, İLMİ TEVHİD İSE İÇ ÂLEMİ YAŞAMAYI ESAS ALIR. BU NEDENLE İKİSİ ARASINDA BÜYÜK FARKLILIKLAR BULUNUR. FELSEFE ÖĞRETENLERE FİLOZOF, İLMİ TEVHİDİ ÖRETENLERE İSE MÜRŞİD DENİR.  
 ŞİMDİ DE İKİNCİ KONUMUZU ELE ALALIM: HAYRETE NASIL ULAŞILIR?
 YUKARIDA BİR ÖLÇÜDE DEĞİNDİĞİMİZ GİBİ ÖNCE İLMİ TEVHİDİ TAHSİL EDECEĞİZ; BİLAHARE ALLAH’TAN HAYRETİ TALEP EDECEĞİZ. ÇÜNKÜ HAYRET BİZİM İRADE VE İSTEĞİMİZLE ELDE EDİLMEZ. BİR İNSANDA HAYRET ZEVKİ HÂSIL OLMADAN DİNİ DE TAMAM OLMAZ. ALLAH BU HUSUSA KUR’AN’DA ŞÖYLE TEMAS EDİYOR: “BUGÜN SİZİN DİNİNİZİ İKMAL ETTİM/TAMAMLADIM” BUYURUYOR. İŞTE MÜMİN KİŞİ DE AYNEN BU ŞEKİLDE BİR HİTABA MUHATAP OLUR VE DİNİNİ TAMAMLAYABİLİRSE İSLAMI SEÇMİŞ OLUR VE SEÇKİNLER/MÜSLÜMANLAR ZÜMRESİNE KATILIR. HALKIN İÇİNDE HEP ŞÖYLE DUYARIZ “ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIM”. BÖYLE SÖYLEYENLERE “SENİN DİNİN TAMAMLANDI MI, BU HİTABA MUHATAP OLDUN MU?” DİYE SORSAN CEVAP VEREMEZLER.
 PEKİ, O TAKDİRDE İLMİ TEVHİD DEDİĞİMİZ BİZE KENDİ HAKİKATİMİZİ GÖSTERECEK İLMİ KUR’AN’I OKUYARAK ANLAMAMIZ DA KOLAY OLMADIĞINA GÖRE, BU NASIL VE NE ŞEKİLDE OLACAK. BÜYÜKLERİMİZDEN BİRİSİ ŞÖYLE BUYURUYOR: “ALLAH’I BULMAK KOLAYDIR; FAKAT ZOR OLAN ALLAH’I BULDURANI BULMAKTIR”. DEMEK Kİ HAYRETE ULAŞABİLMEK İÇİN İLK ÖNCE BULUNMASI HİÇ DE KOLAY OLMAYAN “ALLAH’I BULDURAN”I ARAYIP BULACAĞIZ. ÇÜNKÜ “O”NU BULMADAN “BEN”İ BİLEMEYİZ. ŞİMDİ YERİ GELMİŞKEN BU YOLUN PAROLASINI İFADE EDELİM. BU PAROLAYI HZ. MUHAMMED ŞÖYLE BUYURUYOR: “KİM NEFSİNİ/KENDİNİ BİLDİ, O RABBİNİ BİLDİ”. BÜTÜN TASAVVUF EKOLLERİ BU PAROLADAN YOLA ÇIKARAK İNSANI KEMALA ULAŞTIRMIŞLARDIR. ŞÖYLE BİR SORU AKLIMIZA GELEBİLİR. O ZAMAN HZ. PEYGAMBER VARDI VE TALEP EDENLERE İLMİ TEVHİDİ TAHSİL ETTİRİYOR VE BUNLARA DA “ASHAB-I SUFFA” DENİYORDU. ŞİMDİ İSE HZ. PEYGAMBER ÂLEMİ BEKAYA İRTİHAL ETTİ; ÖYLEYSE BİZE BU İLMİ KİM ÖRETECEK? YANİ BİZİ BİZE KİM BİLDİRECEK? ALLAH BU ÂLEMİ HİÇ BOŞ BIRAKIR MI, ELBETTE BIRAKMAZ. O HALDE ALLAH’IN ZAMANIN NEBİLERİ MESABESİNDE OLAN VE “VELİ” DENİLEN MÜRŞİDLERİ BULUNMAKTADIR. BUNLAR KIYAMETE KADAR İNSANLARI İRŞAD GÖREVLERİNİ HİÇ BİR ÜCRET TALEP ETMEDEN, HİÇ BİR MENFAAT GÖZETMEDEN SÜRDÜRMEKTEDİRLER VE SÜRDÜRECEKLERDİR. İŞTE BİZ ONLARI ARAYIP BULACAĞIZ VE ONLARDAN BU İLMİ TALEP EDECEĞİZ. YOKSA HİÇ BİR VELİ BU İLMİ BİZDEN TALEP OLMADAN BİZE TEKLİF ETMEZLER. BU HUSUSA YÜCE KİTABIMIZDA DA DEĞİNİLMİŞTİR.
 ALLAH, KUR’AN’DA ZÜMER SURESİ 54’ÜNCÜ AYETTE “BİR NAİP ARACILIĞI İLE RABBİNİZE YÖNELİN VE ONA TAM TESLİM OLUN” BUYURMAKTADIR. HZ. PEYGAMBER BİR HADİSİ ŞERİFİNDE “ÖNCE YOLDAŞ, SONRA YOL” BUYURUYOR. HER İKİ DÜSTUR ARASINDA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ TAM BİR UYGUNLUK VARDIR. KUR’AN’DA BAHSEDİLEN PEYGAMBER NAİBİNE MÜRŞİD DENİLİR VE BUNLAR RÜKN-İ AZAM (EN BÜYÜK UNSUR) OLARAK NİTELENDİRİLİR. GÜNÜMÜZDE KAMİL BİR MÜRŞİDİ BULMAK ÇOK DA KOLAY DEĞİLDİR. AMA ZAMANIMIZDA MÜRŞİD KİSVESİNE BÜRÜNMÜŞ ÖYLE KİMSELER VAR Kİ DEĞİL BAŞKASINI İRŞAD ETMEK KENDİSİ İRŞAD OLAMAMIŞTIR. BU GİBİLER, SENİ ALIR, KAZA NAMAZLARI İLE TESBİHLERLE, SALÂVATI ŞERİFELERLE OYALAR DURURLAR. ARTIK ÖMRÜN BOYUNCA SENİ İBADETLERLE MEŞGUL EDERLER. ONLARIN İBADETİ HALK İÇİNDİR; HAK İÇİN DEĞİLDİR. SIRF HALKA KENDİLERİNİ DİĞERLERİNDEN DAHA FAZLA MÜSLÜMAN OLARAK GÖSTERME PEŞİNDEDİRLER. BUNLAR HALKIN ÖNÜNDE OLUR OLMAZ AĞLAR, AĞDALI İFADELERLE BİLGİÇLİK TASLARLAR. ETRAFINA TOPLADIĞI İNSANLARI KENDİSİNE HİZMET ETTİREN, ONLARDAN BİR MENFAAT ELDE ETMEYE ÇALIŞAN BİR SAHTEKÂR ZÜMREDİR BUNLAR. BUNLARDAN SAKINMAK VE UZAK DURMAK GEREKİR. 
 ÇÜNKÜ BUNLARIN KENDİLERİ DİRİLMEMİŞLER Kİ SENİ DİRİLTSİNLER. HAYVANİ DİRİLİKLE YAŞAYAN KİMSELER ÖLÜ MESABESİNDEDİRLER. ÖLÜLER ANCAK KAMİL BİR MÜRŞİDİN İLMİ İLE DİRİLEBİLİR. İNSANI DİRİLTECEK ANCAK VE ANCAK İLMİ TEVHİDDİR. BİLİNMELİ Kİ İBADET İNSANI KURTARMAZ, İMAN İNSANI KURTARIR. AMA İMAN İLİMLE KAZANILIR. ALLAH, KUR’AN-I KERİM’DE ENFAL SURESİ 2’NCİ AYETİNDE MÜMİNLERİ “ALLAH’IN AYETLERİ OKUNDUĞUNDA İMANLARI ARTAN” KİMSELER OLARAK TANITIYOR. DEMEK Kİ İLİMSİZ İMAN OLMAZ. İŞTE BU İLME DE İLMİ TEVHİD DERLER. 
 ŞU HALDE KAMİL MÜRŞİDİ DİĞERLERİNDEN NASIL AYIRABİLİRİZ. MADEM ÖNCE YOLDAŞ SONRA YOL DÜSTURUNU İLKE EDİNMİŞSEK, YOLDAŞI UYGUN BİR ŞEKİLDE BELİRLEMEMİZ GEREKİR. HAKİKİ MÜRŞİDİ NİYAZİ MISRİ BİR BEYTİNDE ŞÖYLE TARİF EDİYOR:
 MÜRŞİT GEREKTİR BİLDİRE
 HAKKI SANA HAKKEL YAKİN
 MÜRŞİDİ OLMAYANLARIN
 BİLDİKLERİ GÜMAN İMİŞ.
     XXX
 HER MÜRŞİDE DİL VERME KİM
 YOLUNU SARPA UĞRATIR
 MÜRŞİDİ KAMİL OLANIN
 GAYET YOLU ASAN İMİŞ.
 ALLAH, KUR’AN’DA MAİDE SURESİ 35’İNCİ AYETİNDE “EY İMAN EDENLER! ALLAH’A YAKIN OLMAK İSTİYORSANIZ BİR VESİLE ARAYINIZ VE ÇOK CEHD EDİNİZ Kİ KURTULUŞA ERESİNİZ” GEREĞİNCE BİR KİŞİ EĞER KAMİL BİR İMAN SAHİBİ OLMAK İSTİYORSA, ÖNCE KENDİSİNE BİR REHBER BULMALIDIR. BU REHBERİ BULMAK İÇİN DE ÇOK CEHD ETMELİDİR. YANİ YILMADAN, BIKMADAN, USANMADAN KAMİL MÜRŞİDİ BULMAK İÇİN ÇOK ÇABA SARF ETMELİDİR. BU ARANILAN REHBER NİYAZİ MISRİ’NİN İFADE ETTİĞİ GİBİ SENİ İLMEL YAKİNDEN ALMALI, AYNEL YAKİNE, ORADAN DA HAKKEL YAKİNE ERİŞTİRMELİDİR. EĞER KAMİL DEĞİL DE NAKIS BİR MÜRŞİDE RASTLARSAN ONLAR SENİ BU YOLDA İLİMLE DEĞİL AMELLE YANİ NAFİLE ORUÇ, NAFİLE NAMAZ, RİYAZAT VE TESBİHATLA OYALAYIP HAYATINI ÜMİT VE KORKU ARASINDA GEÇİRTİRLER. 


 DİYELİM Kİ KAMİL MÜRŞİDİ BULDUK. BUNDAN SONRA NE OLACAK? HANİ ŞU ORTAMDA SIRTINA CÜBBE GİYİP TELEVİZYONDA SALYA SÜMÜK AĞLAYAN, KENDİSİNE TABİ OLANLARIN GELİR VE CEPLERİNDEKİ PARAYA GÖZ DİKEN VE KENDİNİ KONTROL EDEMEYEN AMA PARANIN KONTROLÜNÜ KİMSEYE BIRAKMAYAN ZAVALLIYA MI BENZEYECEĞİZ. YANİ DİNDAR GÖRÜNEN, GERÇEKTE DİNSİZ OLANLARA MI BENZEYECEĞİZ. KILIK VE KIYAFET MÜSLÜMANLARI GİBİ BİR CEMAATİN ADAMI MI OLACAĞIZ. BİZDEN PARA İSTEDİKLERİ ZAMAN PARA, FİLANCA PARTİYE OY İSTEDİKLERİ ZAMAN OY VEREN, KİŞİLİKSİZ BİR İNSAN HALİNE Mİ GELECEĞİZ. ELBETTE HAYIR. GERÇEĞİ TALEP EDENLER ASLA BAŞKA İNSANA KULLUK ETMEZ; ONLAR SADECE ALLAH’A KUL OLURLAR. MÜSLÜMAN OLMAK İÇİN İLLA ELİMİZE TESPİH ALIP, SIRTIMIZA CÜBBE, BAŞIMIZA TÜRBAN MI GEÇİRECEĞİZ. GÖSTERİŞ BUDALALARI GİBİ CAMİ VE TEKKELERİ Mİ KOVALAYACAĞIZ. ELBETTE HAYIR. BUNLAR SAMİMİ MÜSLÜMANLARIN İŞİ DEĞİLDİR. BÖYLE ŞEYLERE ANCAK MÜNAFIK OLANLAR BAŞVURURLAR. ALLAH BİZİ BÖYLE OLMAKTAN KORUSUN. PEKİ, BİZİM BİR İŞARET VE NİŞANIMIZ DA OLMAYACAK MI? EVET OLMAYACAK. ÇÜNKÜ RESULULLAH HİÇBİR ZAMAN BU ŞEKİLDE BİR NİŞANA VE İŞARETE GEREK DUYMAMIŞTIR. BU HUSUSTA NİYAZİ MISRİ HZ.LERİ ŞÖYLE SÖYLÜYOR:
 BELİRMEZ ARİFİN NAMI NİŞANI
 DEĞİL ARİF FİLAN İBNİ FİLANI
 YERİNİ TERK EDENİN OLMAZ MEKÂNI
 HAKİKAT EHLİNİN OLMAZ NİŞANI
 PEKİ, NASIL OLACAK O ZAMAN DİYE SORARSANIZ ŞÖYLE TARİF EDEBİLİRİZ. EN BÜYÜK İBADETİN TEFEKKÜR, EN BÜYÜK NİŞANIN GÜZEL AHLAK, EN BÜYÜK SAVAŞIN KENDİMİZLE YAPILAN SAVAŞ OLDUĞU ANLAYIŞI İÇİNDE HAREKET EDECEĞİZ. KİMSEYİ DEĞİL KENDİMİZİ KINAYACAĞIZ. İBADETİMİZİ DE SADAKAMIZI DA GİZLİ YAPACAĞIZ. HİÇ KİMSEDEN DEĞİL, SADECE ALLAH’TAN İSTEYİP DİLEYECEĞİZ. ASLA GAFLETE VE HATAYA SÜRÜKLENMEMEYE ÇALIŞACAĞIZ. HALKIN İÇİNDE HAK’LA YAŞAYACAĞIZ. HALKA DEĞİL, HAK’KA İTİBAR EDECEĞİZ. KİMSENİN HAKKINA EL UZATMAYACAĞIZ. ZİLLET İÇİNDE DEĞİL, İZZET İÇİNDE YAŞAYACAĞIZ VE İNSANIN KUTSAL OLAN ONURUNU DAİMA EL ÜSTÜNDE TUTACAĞIZ. İBADETİ HAK İLE HAK’KA YAPACAĞIZ. HİÇ BİR ZAMAN TEVAZUYU ELDEN BIRAKMAYACAĞIZ VE KİBİRDEN UZAK KALACAĞIZ. HALKIN İÇİNDE DOSDOĞRU OLACAĞIZ, YALPALAMADAN, İSTİKAMETİ BOZMADAN İLERİYE YÜRÜYECEĞİZ. KALBİMİZİ YALNIZ O’NA TAHSİS EDECEĞİZ. O’NDAN GAYRİ HER ŞEYİ KALBİMİZDEN TEMİZLEYECEĞİZ.
 İŞTE BUNDAN SONRA BİZİ KAMİL BİR MÜRŞİD ALACAK VE BURAK DENİLEN İLİMLE, SİDRETÜ-L MÜNTEHA DENİLEN BİR MERHALEYE YANİ İŞ VE OLUŞLAR ÂLEMİNDEN SIFATLAR ÂLEMİNE DİĞER BİR İFADE İLE AYNEL YAKİNE GETİRECEK VE AŞK İLE “FENA”YI BULDURACAK; SONRA SIFATLAR ÂLEMİNDEN ZAT ÂLEMİNE ZEVK İLE ULAŞTIRACAKTIR. GERÇEKTE MÜRŞİDİN GÖREVİ VE SORUMLULUĞU KENDİSİNE TABİ OLANIN AYAĞINI KAYDIRMADAN BURAYA KADAR GELMESİNİ SAĞLAMAKTIR. ANCAK ZAT ÂLEMİNDE BİZE REFREF DENİLEN HAYRET REHBERLİK YAPACAK. ZAT MERTEBESİNDE ARTIK AKIL GÖREV YAPAMAZ; ÇÜNKÜ HZ. PEYGAMBER “ALLAH’IN ZATINI TEFEKKÜR ETMEYİNİZ” BUYURMUŞLARDIR. ZAT, AKILLA İDRAK EDİLECEK BİR MAKAM DEĞİLDİR. BU BAKIMDAN BU MAKAMI ZEVK ETMEK İÇİN HAYRET GEREKİR. BU MAKAMDA ZEVKİMİZ ÖLÇÜSÜNDE “BEKA”YI ELDE EDERİZ. BEKADAN SONRA İSE ŞAYET “YAKLAŞ” HİTABI DA OLURSA, İLAHİ HUZURA DA KABUL EDİLEBİLİRİZ. ANCAK BU DAVET YALNIZ HZ. MUHAMMED TARAFINDAN YAPILABİLİR.
 DEĞERLİ KARDEŞİM, İNSANIN KEMALATI YEDİ MERTEBEDE TAMAM OLUR. BİZE DE YEDİ SAYFADA TAMAMLAMAK NASİP OLDU. HAYRETE ULAŞMAK İÇİN NELER YAPILMASI GEREKTİĞİNİ KUR’AN IŞIĞI ALTINDA KISMEN DE OLSA AÇIKLAMAYA ÇALIŞTIM. ELBETTE ALLAH DOĞRUSUNU BİLİR. ALLAH BİZLERİ DE İLİMDEN HAYRETE, FENADAN BEKAYA KAMİL BİR MÜRŞİDİN ELİNDEN ULAŞTIRIR İNŞAALLAH.
MEHMET NURİ ÖZER
27.06.2013