27 Haziran 2014 Cuma

Ramazan, teravih, temcit/sahur ve Bayram’ın hakikatı hikmetine dair.


 (ABDULMALİK HİLMİ Hz. divanı şerhinden/açıklamasından)

                                           Bismillâhirrahmanirrahim

                                   Meh göründü oldu ilan "veftirû ya sa’imün"
                                   Derk u teşbih ve teravih eyleyin ya kaimun

        Meh; Ay. Kaimun; ayakta duranlar, vaktini ibadetle geçirenler. Derk; incelikleri iyice kavrama, anlama. “Ve veftirü ya sa’imün: Ey oruç tutanlar iftar ediniz” (Hadisi şerif) teşbih; benzetme teravih; ramazan ayında gece yatsı namazından sonra kılınan namaz, demektir.
      Kuran’da “Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.” (Bakara- 185) Buyrulur ki oruç ayı olan ramazan, hicri takvimi oluşturan on iki aydan birisidir.
       Hicri takvime göre bir ayın sona ermesi ve yeni ayın girmesi, hilâlin (ayın) gözükmesiyle başlar. Teravih ise, ramazan ayının girmesiyle geceleri yatsı namazından sonra kılınan namaz olup, teravih kelime anlamı olarak rahatlamak demektir. Hakikate göre teravih, insanın mazhar olduğu sekiz sıfatı subutiyenin fenası /  yokluğu ve tevhidi sıfat keşfi irfanıyla dâhil olunan, sıfat cenneti irfanının zevk-i rahatlığını remzeder. Ki teravihin bu hakikat manasına binaen resulullah efendimiz, teravih namazını sekiz rekât kılmıştır. Kemal zurnacı Hz; “Malik ef. Tekkede teravih namazını kıldığında sekiz rekât olarak kılardı” buyurmuştur.   
      Bunu ifadeyle meh göründü oldu ilan "veftirû ya sa’imün," buyruluyor. Yani, yeni meh / ay görünüp ramazan ayı girdiğinden, “ey oruç tutanlar iftar ediniz” (Hadisi şerif) buyruğunca oruç tutarak iftar edin demektir. Ve devamla; Derk u teşbih ve teravih eyleyin ya kaimun, yani ramazan ayına mahsus olan teravih namazını kıldığınız gibi, teravihin hakikat ve hikmetini araştırın. Ve teravihin hangi hikmet ve manayı teşbih ve temsil ettiğini derk edin / inceliklerini kavrayın, ey ramazan ayında ibadete kalkanlar, buyruluyor.

                  "Savmurru yetih ve İftirû" dedi habib
                  Gitti savm u hem teravih zevk eden ya 'abidan

      “Savmurru yetih ve ‘iftiru; Ayı gördüğünüzde oruç tutun iftar edin,” (Hadisi şerif) Savm; oruç, Abidan; İbadet edenler, demektir.
Buna göre; Allah’ın ve cümle müminlerin habibi / sevgilisi, Hz.resulullah efendimizin, “Ayı gördüğünüzde oruç tutun iftar edin” beyanındaki hakikat ve hikmete erişebilen abidler /kullar) ancak, savmın (orucun) ve teravihin zevki ile zevklenmeye gidebilirler, buyruluyor.

                   Subh-ı kurbetde müezzin irci'ı hitab kılar 
                   Döşeğinden camiye iden rücu' ya na'imun

         Subh-ı kurbet; sabah namazı yakınlığı, müezzin; ezan okuyan, İrci’i; dön. Rücu; dönmek. Naimun; uyuyanlar, uykuda olanlar, anlamındadır.
Sabah kurbeti / yakınlığı; zikri daim ile kalbi gaflet uykusundan uyanmış olan bir kulun, mürşidi kâmilin makamatı tevhid telkin-i irşadına mazhar olmasıyla, kendinde ve cümle eşyada mevcut olan rabbini müşahede etmesinin yakınlığıdır. Müezzin ise, ezan okuyarak cümle müminleri namaza, insanlığı felâha / kurtuluşa davet eden kimsedir. Ki müezzinler iki kısım olup birincisi; Genel / umumi davetçi olan ve minareden ezan okuyandır. İkincisi ise tevhidi hakiki davetçisi olan zamanın kâmil mürşididir. Ve zamanın mürşidi kâmili hususi / özel davetçi olup Hakk’a talip olanlara, zikri daim ve tevhit mertebeleri olan Allah’ın makamlarını telkin eder.
       İşte kalbi zikri daim ile uyanmış olan salike, kâmilin meratibi tevhit olan Allah’ın makamlarını telkin etmesiyle o salik, mevhum, bilinmez ve görünmez zannetiği rabbini enfusunda (kendinde) ve afakında (kendinin haricinde) müşahede eder. Ki, kâmilin bu telkini ile salikin rabbine vasıl olup kavuşması onun, “irci’i - rabbine dön” hitabına mazhar olarak rabbine rücu edip dönmesidir. Bunu ifadeyle kuranda; “Ya eyyetühen nefsül Mutmainneh, İrcı’i ila Rabbiki razıyeten marzıyyeten; Fedhuliy fiy ibadiy; Fedhuliy cennetiy / Ey mutmain olmuş Nefs. Sen O’ndan razı O da senden razı olarak Rabbine dön. Gir / Dâhil ol Kullarımın arasına. Gir / Dâhil ol cennetim’e. (Fecr- 27…30) Buyrulur.    
     Bu itibarla; Subh-ı kurbetde müezzin irci'ı hitab kılar, döşeğinden camiye iden rücu' ya na'imun, beyanından maksat, zikri daimle kalbi gaflet uykusundan uyanmış olan kulun, kâmilin tevhit makamı telkiniyle rabbin müşahedesine erişmesi o kul’un, “irci’i / rabbine dön” hitabı ile rabbine rücu etmesidir. Bu aynı müezzinin sabah ezanı davetiyle uyuduğu döşekten / yataktan kalkan bir müminin, camiye yönelip rücu etmesi gibidir, deniliyor.    

                  Hammama girin bu varlık pisliğini yıkanın
                  İzdivâc-ı zât u evsaf birlenin yâ vâsılûn

          Hamam; yıkanıp temizlenilen ve kirlerden arınılan yer, mekân, varlık pisliği; şirk pisliği, izdvac; evlilik, erkek ve kadının yasal meşru şekilde evlenerek aile birliğini oluşturmalarıdır.
Cenabı Hak kuranda; “ey inananlar Müşrikler bir pisliktir...” (Tevbe- 28) buyurur ki şirk, nispet varlık pisliği olup yüce Allah’ın, “Şirkten başka olan günahı affedebilirim, şirki affetmem.” (Nisa- 48,116) dediği affedilmeyen günahtır. Ve şirk, aynı zamanda peygamber efendimizin “ümmetimin gizli şirkinden korkarım” buyurduğu ve ümmeti için korktuğu günahtır.
        Bu itibarla; Mana yönüyle hamam mürşidi kâmilin meclisidir. Ve bir insan, kâmilin meclisine girip dâhil olursa o meclisten hâsıl olan irşat aydınlığıyla o kişi, menevi kirlerden, manevi pisliklerden ve günahlardan arınıp temizlenir. Ki bir kimse kâmilin tevhidi efal, tevhidi sıfat ve tevhidi zat telkin-i irşadına mazhar olmakla ancak, kendine ve cümle âleme cehaletle nispet ettiği varlık pisliği olan gizli şirkten arınıp tertemiz olur. Ve böyle bir kul, Hakk’ın vahdet-i zatına / zat birliğine kavuşmakla birlenir. Yani bir- ile bir olur.
       Bunu beyanla; Hammama girin bu varlık pisliğini yıkanın, İzdivâc-ı zât u evsaf" birlenin yâ vâsılûn buyruluyor. Yani kendine ve cümle âleme nispet ettiğin varlığın pisliği olan gizli şirki, kâmilin telkin-i irşadıyla fena / yok ederek yıkanın, temizlenin. Ve rabbin zat-ı vahdetine / bir’liğine vasıl olup, bir- ile bir olun, demektir.   

                  Varlığın postunu herkes omuza bugün alın
                  Mescid'ül-fenaya onu döşetin ya ferraşiyyûn

       Varlık postu; kulun kendine nispet ettiği vücut varlığıdır. Mescid’ül fena; fena mescidi, yoklukla secde edilen mescit, Ferraşiyyun; Cami, mescit gibi mekânların temizliğini sağlamak, kilim halı hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli kişiler, döşeyiciler, demektir.
      Bu itibarla; Varlık postu, kulun nisbet-i vücudu olup bunu ifadeyle resulullah efendimiz, “vücut günahı hiçbir günahla mukayese edilmeyen büyük günahtır” demiştir. Ki bu vücut günahından bir kimse, ancak mahvı vücut ederek, yani fenafillâh keşfi irfanı ile fenaya / yokluğa ulaşmakla soyunup kurtulabilir. Ki böyle bir kul, mescidül fenada, yani yokluk mescidinde soyunduğu nispet vücudunu ayaklar altına döşeyip, yokluk / fena secdesini yapar.
       Bunu bayanla, varlığın postunu herkes omuza bugün alın, mescid'ül-fenaya onu döşetin ya ferraşiyyûn buyruluyor. Yani fenafillâh keşfi irfanıyla kendine nispet ettiğin varlığından soyunarak, yokluk kulluğuna arif ol da, mescidül fenada nispet vücudunu post gibi ayaklar altına döşeyerek, yokluk / fena secdesini yap, demektir. 
             
                  Hane'-i varlıktan 'avdet eylemek 'iyd’le murad
                  Mal ile evladı bırakmak cami'den murad ya maşiyyun
        
      Hane-i varlık; nispeti varlık evi, avdet; geri gelme, dönme, İyd; bayram, maşiyyun; yürüyenler, demektir.
Bu itibarla; Cümle âlemin ve kulun varlığının hakikati cenabı Hak iken kul, bu imtihan âleminin tesiri ile gaflete düşerek cehaletle cümle âleme ve kendine varlık nispet eder. Bu nispet varlıklar mal sevgisi, evladı ıyâl / aile sevgisi ve can sevgisi olmakla üç esas olarak kulun gönlünde tezahür eder. Ehli kemal, “gönülde zahir olan bu üç sevgiden malın karşılığı fiil, evladı iyâl / ailenin karşılığı sıfat, canın karşılığı ise zat’tır” demişlerdir. Ki bir kimse, gaflet ve cehaletle Hakk’ın fiil sıfat ve zat tecellilerini kendine nispet etmekle, kendinin varlık hanesini oluşturduğunu zanneder.
       Cümle peygamberlerin ve mürşidi kâmilin irşat ve tebliğinden maksat, insanın kendine nispet ettiği fiil, sıfat ve vücut varlığının Hakk’a ait olduğunu bildirip, Hakk’ın fiil, sıfat ve zat mertebeleri müşahedesine kulun erişmesini sağlamaktır. Bunun için Kâmil mürşidin irşadı; kulun cehaletle kendinin zannettiği varlığın aslı hakikatinin cenabı Hak olması müşahedesine saliki eriştirmekten başka bir şey değildir.
      Bu itibarla, Hane'-i varlıktan 'avdet eylemek 'iyd’le murad Mal ile evladı bırakmak cami'den murad ya maşiyyun beyan olunuyor. Ki kul’un bayramı, hanei varlığını cehaletle kendine nispet etmekten avdet edip dönmesidir. Teravih namazı için camiye gitmenin hakikati muradı ise, insanın gönlündeki mal ve evladı ıyâl sevgisini terk edip, fiilullah ve sıfatulluh müşahadesine ulaşma yolunda yürümesidir, deniliyor.

                  Kalb-i mü'min beyt-i Hakk'dır şah-ı kevneyn dedi hem
                  Kalb-ü nakl etmek varından biliniz ya zahibun

        Beyti Hak; Cenabı Hakk’ın evi. Şahı kevneyn; dünya ve ahiret iki âlemin padişahı Hz. Muhammed. (sav) Zahibun; zanna kapılanlar, zan ehilleri, demektir.
Ki bu beyitte, Hz. resulullah efendimizin Hakk’ın evi Müminin kalbidir buyurduğu beyan ediliyor. Cenabı Hak ise hadisi kutside; “Ben göklere ve yere sığmam ancak mümin kulumun kalbine sığarım.” Diyor. 
      Buna göre, her kalpte Allah’tan gayrı türlü varlıkların sevgisi olur. Ve insan, kalbinde sevgisini taşıdığı bu masiva, yani Allah’tan gayrı olan tüm eşyanın ve kendinin müstakil varlıklarının olduğunu zannetmekle, zan ehli olup zanna tabi olur. Bunu ifadeyle Kur’an-ı Kerim’de “…ve gerçekten zan, Hak’tan yana hiç bir fayda vermez.” (Necm-28) Başka bir ayette ise “Onlar zandan başka hiç bir şeye uymuyorlar. Doğrusu da şu ki; zan, Hak’tan hiç bir şey ifade etmez…” (Yunus-36) buyrulur. İşte bu zanlardan ve zan ehli olmaktan kurtuluşun çaresi, mesleki resulde Kâmilin zikri daim ve makamatı tevhit irşadıyla gerçek / hakiki müminliğe ulaşıp, Allah’ın evi olan kalpte Allah sevgisinden ve Allah’tan gayrı hiçbir şey bırakmamaktır. Bunu ifadeyle kuranda; “Gerçek / hakiki müminler ancak o kişilerdir ki; Allah’ı zikrettiklerinde kalpleri titrer ve onlara Allah’ın ayetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır ve onlar yalnız Rab’lerine güvenip / tevekkül ederler.” (Enfâl-2) buyrulur.
       Bunu ifadeyle; Kalb-i mü'min beyt-i Hakk'dır şah-ı kevneyn dedi hem, kalb-ü nakl etmek varından biliniz ya zahibun deniliyor. Yani, dünya ve ahiretin sultanı olan Hz. Muhammed, (sav) “Hakk’ın evi Müminin kalbidir” buyurdu. Ki bir kalbin masiva, yani Hak’tan gayrı olan varlıklardan arınmakla ancak Allah’ın evi olacağını bilin, ey zan ehilleri, demektir. 
                  Da'vet-i cami'de üç nida ile olur heman
                  Biri temcid-i es-sela ezan dahi ya câiyyun

        Temcid; sabah namazının vaktinden evvel minarelerde okunan ilahi, dua ve niyaz, essela; Hz. Muhammedi (sav) selamlamak için minareden okunan salâvat / selamlama, ezan; Müminleri namaza, insanlığı felaha / kurtuluşa davet için müezzin tarafından minareden okunur, Caiyyun; makam ehli olanlar, anlamındadır.
Bunu beyanla; camiden yapılan davet üç türlüdür; biri minarelerden okunan temcid, ikincisi sela, üçüncüsü ezan nidası / sesi ile yapılır ey caiyun, (ey makam ehilleri) buyruluyor. Yani ey tevhit makamları keşfi irfanına mazhar olmuş arifler, gerek temcid, gerek selâ, gerek ezan okunmasındaki ledduni hikmetleri araştırıp, bunların hakikatine erişmeye çalışın, deniliyor.  

                  Okunur temcid döşekten nâimun uyanmaya 
                  Es-salâ ıslahı nefsi kılmaya ya yâkızun

       Naimun; uyuyanlar, Yakizun; uyku ile uyanıklık arasındakiler olup bunlar, zikri daimle gaflet uykusundan uyanmış olmalarına rağmen, henüz tevhit makamı irşadıyla uyanmamış olan zikir salikleridir.      
       Buna göre, uyuyan bir kimsenin kendinde ve etrafında olan biten gerçeklerden haberi olur mu? Olmaz. Uyuyan kimsenin etrafını ve gerçekleri görebilmesi için önce uyanması gerekir ki, bir insan ancak uyandıktan sonra kendinde ve etrafındaki olan biteni görebilir. İşte gaflet uykusu da, kulun kendinde ve cümle eşyada mevcut olan rabbini müşahedesine ve rabbine kavuşmasına mâni olur.
       Cenabı Hak; “Rabbini içten yalvararak ve gizlice sesini yükseltmeden sabah akşam zikret, gafillerden olma.” (Araf-205) buyurur. Bu ve benzeri ayet beyanlarından anlaşıldığı gibi, zikr-i daimle Hakk’ı zikretmeyenleri Kur’an, gafil olarak vasf ediyor. Ki, zikr-i daimle gafletten uyanan bir insanın uyanıklığı ebedî olup bu uyanıklık, gerek bu âlemde gerekse ahirette ve cümle âlemlerde devam eder. Bunu ifadeyle Hz. Resulullah, “Allah bir kulun kalbini zikrullahla kurdu mu bir daha durdurmaz…” demiştir. Bu itibarla minareden okunan temcidin, insanı döşeğindeki / yatağındaki uykudan uyandırıp oruç tutmaya hazırlaması gibi zikri daim, gaflet uykusundaki kulu gafletten uyandırıp rabbin huzur-u vuslatına hazırlar.
        Essela ise; zikri daimle gaflet uykusundan uyanmış olan saliki, fenafillâh keşfi irfanıyla nefsini / kendini islâh (terbiye) ederek, Muhammedi ahlâkla ahlâklanma gayretine davettir.
        Bunu beyanla, okunur temcid döşekten nâimun uyanmaya, essalâ ıslahı nefsi kılmaya ya yâkızun ifadesinin anlamı şöyledir; Ey zikir salikleri! Minareden okunan temcidin, yatağında uyuyan kişiyi oruca hazırlanması için uyandırması gibi zikri daim, gaflet uykusundaki rabbinden gafil olanları uyandırır. Selâ ise; Nefsini / kendini fenafillâh keşfi irfanı ile ıslâh eden kulu, resulullah’ın (sav) ahlâkıyla yaşama gayretine davettir.   

                  Ezan olur muştulukçı dost cemale koşuşun
                  "Kad tecella" nuru zatı eyyühe'l-u'uşşâkıyyun

        Muştulukçu; müjdeci, sevinçli haber getiren, "Kad tecella" tecelli eden, nuru zat; Hakk’ın zat nuru / aydınlığı, eyyühel uşşakıyun; Ey âşık olan kimseler, demektir.
        Buna göre; ezan, namaza davettir ki namaz kulun rabbi ile buluşup kavuşmasıdır. Bunu ifadeyle resulullah efendimiz; “Namaz müminin miracıdır” buyurmuşlardır. Çünkü namaz, beytullaha / Allah’ın evine yönelerek “Allah u ekber” olan iftitah tekbiriyle başlar, Allaha kıyam rüku secde edilerek, Allah zikir ve tespih edilerek devam eder ve selam verilmekle namaz tamamlanır. Ki namaz müddetince hiç kimse ile veya hiçbir şeyle meşgul olunmayıp daima Allah ile meşgul olunduğundan, vakitle kılınan namaz ilmi şeriata göre miraçtır.
İlmi hakikate göre miraç; namazın hakikat, gereğince iftitah tekbiriyle masivayı, yani Allah’tan gayrı olan her şeyi terk etmekle Hakk’a vasıl olup, Hakk’a nazar ederek Hakk’ın bekayı ebediyetine kavuşan kulun, Hak’la beka ebediyet bulmasıdır.
        Bunu ifadeyle ezan, müminlerin dostu,  sığınağı, velisi olan rabbin cemal tecellilerine koşup, bekabillâh marifetiyle ebediyet bularak zat-ı ehadiyet nur-u tecellisini Hak âşıklarına muştulayan / müjdeleyen davettir, buyruluyor.    

                  Üç düğüm oldu işaret çözmeye bayramın
                  Bu ukûdu hallder yener şimdi ya zünnariyyun

      Ukud; düğümler, zünnar; papaz ve keşişlerin beline bağladıkları ip olup, şirk alametidir, zünnariyun; şirk ehilleri demektir.
Buna göre, halkın ramazan bayramı olarak bildiği üç gün olan fitre bayramının hakikatine erişebilmek için, tevhidi hakiki keşfi irfanı ile gizli şirkten kurtulup arınmak icap eder. Çünkü gizli şirki, kulun kendine nispet ettiği fiil sıfat ve vücut varlığı olan üç düğüm oluşturur. Ki bu üç düğüm, bir tevhidi efal, iki tevhidi sıfat, üç tevhidi zat mertebeleri keşfi irfanına ulaşmakla çözülür.
      Bu itibarla, bir kişi bu tevhit mertebeleri keşfi irfanına mazhar olduğu oranda, bu üç ukudu (düğümleri) halledip gizli şirkten arınır. Ve böyle bir kul, fitre bayramının hakikatine ulaşmasına engel olan şirk alameti zünnarın üç düğümünü çözmeyi başarmakla, gizli şirki yenerek zünnariyun (gizli şirk ehli) olmaktan kurtulur. Allah u âlem.

                  Hamdulillah eyle Mâlik çünkü çekdin zünnârın
                  Fıtri verdin 'abid kıldın Hak diye ya salimun

                  Elveda ya şehr-i rahmet merhaba ya dost cemal

        Salimun; esenliğe, selamete çıkmış başarmış olanlara denir ki, salimleri ifadeyle kur’an’da: “Bir gündür ki o, ne mal, ne oğullar fayda verir. Yalnız kalb-i selimle Allah’a varan kurtulur.” (Şuara- 88,89) buyrulur.
Girişi ile müminlerin oruç tuttukları ramazan ayı, nasıl ki hicri takvime göre on iki aydan bir ay ise şevval, ramazandan sonra giren ayın ismidir. Ve şevval ayının girmesiyle üç gün devam eden fitre bayramı başlar.
Yüce Allahın “Nefsini / benliğini temizleyip / arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir. Rabbini zikretmiş ve namazı kılmıştır o.” (Ala- 14,15) beyanı hikmetince fıtır sadakasının hakikati, kulun nispet vücut varlığını fena etmesidir. Fıtır bayramının hakikati ise, vücut şirkinden arınarak rabbine kavuşan kulun rabbin cemalini zat, sıfat ve efal zuhurunda müşahedeyle cennetül zat, cennetül sıfat ve cennetül efal olan irfan cennetleri ile zevklenmesidir. Ki bu üç irfan cenneti keyfiyetini ifadeyle fıtre bayramı üç gün olarak kutlanır. 
      Bunu beyanla Malik ef. Hz. kendini muhatap ederek bizlere; Hamd / övünmek Allaha mahsustur. Hakikate göre gizli şirk zünnarını çekip çıkaranların ancak, fıtır sadakasını vereceklerini ve cenabı Hak’tan gayrı müşahede etmeyen salim bir kulluğa erişmekle de bayram edeceklerini beyan ediyor. Ve rahmetin, iyiliklerin, hayır ve hasenatların açığa çıktığı ramazan ayının bitmesini ifadeyle de ramazana elveda, şevval ayı ile başlayan, fıtır bayramına ve fıtır bayramının hakikati olan Allah’ın dost cemalini (güzelliğini) müşahedeye de, merhaba diyor. Allah u âlem. 

Şiir: Abdulmalik Hilmi Hz.
Şerh/açıklama: Nejdet Şahin       

1 Haziran 2014 Pazar

SEYYİD HOCA MUHAMMED NURİL ARABİ HAZRETLERİNİN SALAVATI ŞERİFENİN ŞERHİNİN SADELEŞMESİ


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed:Manası:Ey Allah’ım,bütün esmalarınla övülmüş Muhammed (sav) efendimize hürmet ile,cümle alemlerin aslı ve maddesi O’dur. O’na saygı ve hürmet ile,(Bütün mezahirlerde görünen O’dur.)Bütün görünenlerin,gerek melekut aleminin gerekse mülk aleminin aslı ve maddesi O’dur.Çünkü bunların hepsi O’nun nurundan yaratıldı.Öyle Muhammed ki, bütün alemlerin özüdür her şey ondan istifade eder.Cümlenin O’dan halk olmasındaki amaç pak ve temiz olan vücutlarının meydana gelmesidir.Bir kutsi hadisde cenabı Allah bunu beyanla; “levlâke levlâk lema halektül eflak.”  “Sen olmasaydın sen olmasaydın bu felekleri yaratmazdım” buyurmuştur.Bütün mevcudatın varlığının aslı Nuru Muhammed’dir. Sonu da Muhammed vücududur.Nasıl meyve ağacının aslı çekirdekse sonu da çekirdektir. Örneğinde olduğu gibi.Cümle alem O’nun tafsilatı ve yüceliğidir.Çünkü cesedi şerifleri, Hak’kın özü olduğu gibi bütün bu tafsilatta O’nun nurundan yaratıldı. Peygamberlerin seyyidine ve ehlibeytinin cümlesine selam olsun.Resulullah (sav) bir hadisi şeriflerinde buyurdu; “Ben Allah’tan,müminler de benim nurumdandır.”         Son.. Tamamlanmıştır…

                                                

       Merâtibi vücud ki, kırk mertebedir:

1-Ahadiyyet    2-vâhidiyyet     3-uluhiyet         4-Rahmaniyyet    5-Rahimiyyet   6-Rububiyyet       

7-  Mâlikiyyet  8-Hüviyyet      9-Eniyyet          10-Teşbiye           11-Tenziye       12-Amâ

13-Aklı kül      14-Nefsi kül     15-Tabiat          16-Hebâ               17-Şekil            18-Cismi kül

19-Arş              20-Kürs           21-Feleki atlas  22-feleki mükevkeb                         

23-Feleki Zühal                        24-Feleki müşteri                           25-Feleki Merih

26-Feleki şems                          28-Feleki utarid                             29-Feleki kamer

30-Feleki nar                             31-Kürre-i hava                             32-Kürre-i mâ(su)

33-Kürre-i türab(toprak)           34-Maden          35-Nebat              36-Hayvan         37-Melek

38-Cin                                       39-İnsan             40-Mertebe-i insan       

 

 

(Aşk örtülüdür diyenlere tabi olma,aşıklara sor, “Aşktan başka bir şey var mı?”

18 Mayıs 2014 Pazar

FELEKLER RİSALESİNİN SADELEŞMESİ


                                      BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Şimdi bu risalede Hak’kın vücudu ve halkın vücudunun her birisine ait olan  feleklerin açıklanmasıdır.

                                              BİRİNCİ   FELEK

Feleki evvel;Zat feleğidir.Bilinmelidir ki,sırf (mutlak) zat,idrak,ilmi ve açıkta olan görüntüdeki kayıtlardan beri ve temizdir.çünkü,görme,gerek dünyada gerekse ahrette ancak rububiyetin tecellisi ile olur. Yani,Hak’kın cemali ancak zahir olan  eserlerindeki rububiyet  ile zevk olunur.Cenabı hak, kıyamet suresinin 22 ve23.ayetinde buyurur: “yüzler vardır o gün parıltılı,rabbine doğru bakan.” Bu konudaki hadisi şerif ise; O gün rabbınızı,ayın ondördü görüldüğü gibi göreceksiniz,O’na bakarken izdiham ve sıkışıklık duymayacaksınız.”

 

                                ( Varlığa ancak Allah’ın zatı tesir eder.) 

 

Allah’ı  görme ve bilme hazreti rububiyetle ilgilidir.Mutlak zatı ile ilgili değildir.Cenabı hak,    Ali İmran suresinin 30. ayetinde buyurur; Allah zatından sizi korkutur.Allah kullarına çok şefkatlidir.” Yani, Allah’ın zatı şöylemi dir? Böylemidir? Diye düşünmek yasaktır. Allah kullarını bu tür düşüncelerden men etmiştir. Çünkü Allah’ın mutlak  zatını görmek ve ilimle bilmek mümkün değildir.Görme ve bilme ancak zatının tecellisi ile gerçekleşir.Tecelliyat üçtür.Birincisi:Ef’al tecellisidir.İkincisi:Sıfat tecellisidir.Üçüncüsü:Zat tecellisidir.

Hidayet ancak Allah’tandır ve O merhametlilerin en merhametlisidir.

 

                                        

                                                İKİNCİ   FELEK  

Şimdi,ikinci felek,tecellinin evveli olan sıfat tecellisidir.Bilinmelidir ki,zatı ilahiyenin sıfatları 

hudutlanmış değildir.Onların başlangıcı yoktur.Ana hatları ile yedidir ki, bunlar;Hayat,ilim, irade,kudret,semi,basar ve kelam dır.Bu sıfatların her birisi tek dir,çoğalmaz.Hak’kı zatının tek olduğu gibi..Bu sıfatlar tek başına şekil ve suretten ayrı düşünülen bir manadır.O’nun yüce zatında sabit olmalarından dolayı herhangi bir fazlalık oluşturmazlar.O zatıyla yine tektir. Sıfatlar manaları gereği açığa çıkma istidatı gösterirler.Açığa çıkmaları ilahi isimlerle olur. İlahi isimler de sonsuzdur,sıfatların sonu olmadığı gibi..Şöyle bir soru sorulursa;Sıfat ve isimlerin başlangıcı ve sonu yoktur,Oysa onlar ilme tabidir,sıfat ve isimlerinin kuşatılması söz konusu değildir.

Cevap olarak denir ki,Sabit sıfatlarının ve isimlerinin sonu olmadığından  Allah’ın ilmine tabidir.Yani kuşatma söz konusu yapılamaz.Ancak eser ve fiillerinin kuşatılmasından söz edilebilir.Allah yüce kitabında Fussilet suresinin 54.ayetinde buyurur; “Haberiniz olsun ki, Allah her şeyi kuşatmıştır.” Yine Meryem suresinin 94.ayetinde buyurur; “O’nun her şeyi kuşatması adet itibarıyladır.” Sual olunursa;İlmullah sıfat  ve isimleri kuşatamaz ve  adet’e gelmez. Çünkü ilmin kuşatması ve ilgisi sayı yönüyledir. Cevap;Sabit sıfat ve isimlere ilmin ilgisi olağanüstüdür.Enbiyaların mucizeleri gibi,velilerin kerametleri gibidir.Hidayet edici ve doğru yola ileten ancak Allah’tır.

 

                                            ÜÇÜNCÜ     FELEK

Üçüncü felek;İkinci tecelli olan,esma tecellisidir.Öncelikle söylemek gerekirse Allah’ın isimlerinin sonu yoktur.Ana hatlarıyla yedi dir.Kadir,mürid,alim,hay,semi,basir ve mütekellim dir.İsimlerin her birisinin ilgi alanları vardır.Kadir ismi;(imkan) eserin icadı ve yok edilmesi ile ilgilidir.Vacib ve imkansız olanla ilgisi yoktur.Vacib iki kısımdır:Vacibi bizzat ve vacibi bilgayr.Yani gerekli olan ve gerekli olmayan.Vacibi bizzat da iki kısımdır: Vacibi mutlak ve vacibi mukid’dir.( gıda ve rızık veren gibidir.)Vacibi mutlak;Zatullah, sıfatullah ve Allah’ın isimleridir.Kadir isminin bunlara ilgisi olmaz.Çünkü bunların başlangıcı yoktur.Vacibi mukid;Hayr gibi.Çünkü hayır cismin vücuduyla kayıtlıdır.Vacibi bilgayra yani gereksiz olana kadir ismi tesir eder.Ancak,akli değerlere kadirin tesiri yoktur.Akli değer demek;Akıl katında vücudu olmayan demektir.Bir anda,bir cisimde,hem sükun hem de hareket olması gibi. Şimdi vacibi bilgayr olan(gereksiz) asar mevcud olduğu anda, ilmullaha göre yok olmaları aklın gereğidir.Yokluğun vücudu O’n da gizli kalmaz.Çünkü, bütün nefislere hakimdir.Ancak,kadir isminin,vücut yönüne ilgisi yoktur.Yokluk yönüne alakası vardır.Vücutla ilgilenmez.Mürid ismi de böyledir.Fakat,tercihle ilgisi vardır.İcadla alakalı değildir.Tercih yedidir:Vücud,adem,sıfat,mukadir,ezmine(zamanlar),emkine(mekanlar) ve cihat…

Hidayet edici ancak Hak’tır.

 

                                          DÖRDÜNCÜ     FELEK

       Dördüncü felek;Aklı kül feleğidir.şimdi aklı kül feleği,ilahi isimlerin,zati sıfatların ve zatı kutsiye mazharıdır.İlk halkiyettir.Muhtelif  isimleri vardır.Bunlar akıl, ruh,nur,kalem gibi isimlerdir.Hadisi şerifte beyan edildiği gibi;

          (Allah evvela nurumu yarattı

           Allah evvela ruhumu   yarattı                         

Allah evvela kalemi   yarattı

Allah evvela aklı  yarattı

Allah evvela arşı  yarattı   )

İdrak itibarıyla akıl,zahir olması yönüyle nur,icad itibarıyla kalem,her şeye hayat vermesi yönüyle de ruh denildi.Aklı evvel “ bedii”isminin mazharıdır.Bedii;Eşi benzeri olmayan,

icada yönelik olan ismidir.Mükevven (yaratan) ve halık isimleri gibi.Bu isim bütün sıfatları içine alır.Gerek nefsi ve sülbi sıfatları gerekse sabit sıfatları gerekse zati safatları ki,bunların sayısı yirmi olup cümlesini bedii ismi içine alır.Çünkü bedi ismi bu sıfatlarla vasıflanmıştır.

Yirmi sıfat:Vücut,kıdem,beka,vahdaniyet,kıyam bi nefsihi,muhalefetün lilhavadis. Hayat, ilim,irade,kudret,semi,basar,kelam.Kadir olmak,mürit olmak,alim olmak,hay olmak,semi olmak,basir olmak ve mütekellim olmaktır.Çünkü Bedii;halık demektir.Halık:Mevcut olmak,kadim olmak,baki olmak,vesair isimlerle vasıflanma gerekliliğidir.Buradan da anlaşılıyor ki,Ruhu Muhammed,Allah’ın zatına,sıfatına ve ilahi isimlerine mazhar ve camidir. O’ndan önce eser olarak mazhar yoktu.Ebu Zerin el Ukayli (ra) ‘dan rivayet edilen hadisi şerif: “Allah önce nurumu yarattı ya Cabir!” Sözünü işittiğimizde resulullah (sav) efendimize sorduk. “Senin ruhunu yaratmadan önce rabbımız nerede idi.”hazreti resulullah buyurdu ki, “altında hava üstünde hava bulunan ama’da idi.”

Ama’dan kasıt,İlmiyle açığa çıkmasıdır.Başarı Allah’tandır…….

 

                                            BEŞİNCİ     FELEK

Beşinci felek,nefsi kül feleğidir.Şimdi nefsi kül’e şer’i alimler katında levhi mahfuz,kitabı mübin ve kitabların anası derler.Bilinmelidir ki,Kutsi olan hazreti zat’ın,sıfatlarına,celal ve cemaline ve de ilahi isimlerine yönelmesi ile aklı kül zuhura geldi.İlahi isimlerin akla yönelmesi ile nefsi kül açığa çıktı.yani nuri Muhammedi, bilinmezliği  ve karanlığı yok eden manevi nur olarak zuhura geldi ve nefsi kül zahir oldu.Şimdi,Hak’kın mertebeleri ve halk, aklı külün vasıtasıyla cümlesi nefsi külde toplandılar.Ancak tafsil yoluyla manevi olarak zahir oldular.Nefsi kül,Bais (dirilten) isminin mazharıdır.Kendisinde toplanmış olan Hak’ka ve halka ait tecellileri bais ismi ile zahir eyledi.Bu ismin yönelmesi ile nefsi rahman  olan tabiat zuhur etti.Başarı ve hayır Allah’tandır…………..

 

                                           ALTINCI     FELEK 

Altıncı felek,tabiat feleğidir.Bilinmeli ki,tabiat,nefsi külün yönelmesiyle manevi zuhur ile zahir olan nefesi rahmandır.Çünkü nefes,nefsden alınmıştır.tabiatta asıl olan hararet ve rutubettir.Çünkü,bir kimse nefsinin aslını hararet ve rutubet olduğunu anlar,tabiatta herhangi bir maddenin şekillenebilmesi için hararet ve rutubetten yardım alması gerektiğini bilir.Yine nefs haricide böyledir.Velhasıl,tabiat feleğinde hararet ve rutubet asıl,burudet (soğukluk) ve yubuset (kuruluk) geçicidir.Tabiat,batın isminin mazharıdır.Katımızda,zahir olan ve şekle kabiliyeti olan bir maddeye heyula ve heba ismi verilir.Yardım Allah’tandır……

 

                (Bizden batın,bize zahir olan zatı tenzih ederim.)

 

                                              YEDİNCİ      FELEK

Yedinci felek,heyula feleğidir.Bilinmeli ki,heyula,küllü manevinin emridir ki,kendisinde suretlerin zahir olmaya kabiliyeti vardır.Şu demektir,şekil ile şekillenmiş ve suret ile suretlenmiş olanların maddesidir.İmamı Ali (ra) ,heyulayı,heba olarak isimlendirdi.Ayeti kerimede buyruldu;Vakıa-6; “Toz gibi dağıldığı zaman.” Buradan da anlaşılıyor ki,

Cümle eşyanın maddesi,suret ile zahir olan küllü hakikattır.Kesin bir görüşle,suretle zahir olmaya yani şekil almaya kabiliyeti olan madde heba ismini aldı.Mesela,teknede bulunan hamurun çeşitli şekiller almaya kabiliyeti vardır.Ondan,yuvarlak,dört köşeli,uzun ve geniş gibi şekillerde hamur yapmak mümkündür.Fakat örneği verilen hamur hissidir,heba ise manevidir.Benzetme maneviyatın his yönüdür.Hidayet edici Allah’tır…….

 

 

(O’ndan başka sonu olmayanı tenzih ederim.O’nun sonu yoktur.Herşey fani olduktan sonra baki kalan yine O’dur.)

                                                    SEKİZİNCİ     FELEK

Sekizinci felek,şekil feleğidir.Bilinmeli ki,şekil manevidir.Şekil,manevi olan her şeyin kabiliyeti yönünden heba’da sabit olması demektir.Ayeti kerimede buyurulur;(İsra-84): “de ki,herkes kendi varlık yapısına göre iş görür.” Açığa çıkma yapısı hangi sıfatla ise kendisi ve ameli o sıfatla zahir olur.Bu şekil,haricde oluşmak istediğinden cisim talep etti.Cismi kül de şeklin manevi isbatını gerekli kıldı.Hidayet Allah’tandır…….

 

(Zahir olan ve her şeyi açık eden,bizden gizli olanı tenzih ederim ki,hiçbir şey O’nu gizleyemez.)

 

                                                 DOKUZUNCU    FELEK

Dokuzuncu felek,cismi kül feleğidir .Şimdi,cismi kül manevidir.Şekillerle şekillenmiş olan cüziyatın zuhura gelmelerine yardım eder.Hakim isminin mazharıdır.Hakim ismi;Herşeyin kabiliyetine göre muamele eder ve yerli yerine koyar.Hikmetinden sual olmaz,ve her şeyi hikmetiyle icad eder.Vallahül alem……..

 

                (Yasin 1-2; “Ey insan! Hikmet dolu bir Kur’ansın.”

 

                                                     ONUNCU     FELEK

      Onuncu felek,Arş feleğidir.Şimdi arş,azimdir,azamet (büyüklük) feleğidir.Cismi külün cüzünden bir cüzdür ve şekli küreseldir.Muhit(kuşatan) isminin mazharıdır.Rahman isminin tasarrufu bu felek ile olur.Bütün işler,irade ve vücut bulacak her şey ondan hasıl olur.Ayette buyrulur; (Taha-5): “Rahman arşı kapladı.”

 

   (Zat,sıfat ve esmasıyla her şeyi kuşatanı tenzih ederim.)

 

                                                     ON BİRİNCİ    FELEK

Onbirinci felek,feleki kürsidir.Ayette buyrulur;(Bakara-255) :“O’nun kürsüsü,gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır.” Feleki kürsü,şükür isminin mazharıdır.Bütün şükredenlerin şükürleri bu feleğin yönelmesiyle gerçekleşir.Kadirin mazharı olup aynı zamanda celal ve cemal mazharıdır. Bu felek, şükür isminin sureti olduğundan bütün şükredenler bu feleğin üzerinde olur.Sekiz cennet ahalisi mükafat bulur,bu mükafatı hak etmeleri için daima ibadetleri şükür olması gerekir.Bu sekiz cennetin dördüne amel cenneti derler, huri, gılman, ağaçlar,nehirlerler bunlarda bulunur.Diğer dört cennet ise amel cennetlerinden farklıdır, bunlara da irfan cenneti denir. Biri vesile dedikleri cennet dir ki,Resulullah (sav) efendimize mahsustur.Bu cennete hazreti kuddüs de derler.Bütün cennetlerden yücedir.Altında olan cennet,bütün enbiya ve mürsel peygamberlerin cennetidir.Bunun altında olan cennet,halife olan kamillerin cennetleridir. Bunun altında olan cennet ise şehitlerin ve evliyanın cennetleridir.Bu dört cennette cemalullah’ın seyri vardır.Bu dört cennet ehilleri amel cennetlerine inerek buranın yiyecek ve içecekleri ile lezzetlenirler.Amel cennetlerinin ahalisine cemalullah seyri ihsan olunduğunda yüce olan cennetlere yükselirler ve cemalullah ile şereflenirler.Bütün cennet ehilleri hazreti kuddüs olan vesile cennetine Cuma günü yükselirler ve Allah’ın ziyafeti ile şereflenirler. Resulullah(sav) hazretlerine konuk olurlar.O makamda Hak’kın cemali ile şereflenirler.     Hidayet edici ancak Allah’tır…………..

  (Zatına şükür ve verdiği nimetlere şükür gereken zatı tenzih ederim.)                                                              

 

                                                 ON İKİNCİ    FELEK

Onikinci felek, Atlas feleğidir. Bu feleğe burc feleği de derler.Maddesi arş olarak isimlenir. Sureti, atlas ve burc feleği olarak isim alır. Atlas feleği denilmesi, seyir ve hareketinin iz ve belirtisi olmamasındandır. Burc denilmesi ise,Allah’ın  O’nda kale burcları gibi oniki burc halketmesindendir. Onların vücutları meleklerdendir. Bu meleklerin kimi ciddi, kimi deli kimisi de kendi tabiatlarında olduklarından bu isimleri aldılar. Kimi ateş, kimi soğuk, kimi kuru,kimisi de bu karakterlere uygun olduklarından dolayı böyle isimlendiler.Asla hayvan şekillerinde değildir ve her birisi altında olan on iki feleğe hizmet ederler ve de her birisi bir feleğe tasarrufta bulunur.Ancak tasarrufları yardım şeklindedir.Tasarruf kullandıkları felekte bulunmaları şart değildir.Bu felek cennetlerin tacıdır.Cennet toplulukları bu feleğin nuru ile nurlanırlar.Atlas feleği olan bu felek gani isminin mazharıdır.Bütün isimler ona muhtaçtır. Onun ise hiçbir isme ihtiyacı yoktur. Ayette buyurulur;( Ali İmran-97): “Allah bütün alemlerden ganidir.” Bu ismin manası uluhiyettir.Uluhiyet demek;Allahü tealanın cümleden gani olması,herkesin O’na muhtaç olmasıdır.Bundan dolayı diğer feleklerin hareketi bu feleğin hareketine bağlıdır.Bu feleğin hareket yönü aşkın iradesiyledir.Diğerlerinin  ise zorunlu harekettir ancak başka hareket yönleri de vardır.Bu şekilde beyan olunur.Hidayet Allah’tandır…….

 

 

                                                     ON ÜÇÜNCÜ    FELEK

Onüçüncü felek,menazil feleğidir.Sabit felek ve mükevkeb(yıldız) feleği olarak da ismi vardır.Bu feleğin maddesi kürsi olup sureti menazil feleği olarak isimlenir.Mukadder isminin mazharıdır.Bütün feleklerin hareketi,ömürleri,erzakların paylaştırılması,cennet ehlinin mertebelerinin taksim edilmesi ve cehennem ehlinin derecelerinin belirlenmesi bu feleğin ruhaniyetinin yüz göstermesi ile olur.Bütün cennet ehlinin bulunduğu hakikat şehri ve tabiat denizi bu feleğin üzerindedir.Cennet ehli cennete girmeden önce tabiat denizine dalarlar. Cisimleri,tabi oldukları yerin cismine has şekle dönüşür.Yani melekler gibi cesedleri nurdan olur.Hakikat şehrinin halkı girdikleri cennetlerde zevk ve sefa ile seyre dalarlar.Bütün  gökler ve yer ve de cennet halkı bir odada toplanmış halkalar gibidir.Sevk edildikleri cennet bu feleğin üzerindedir.Adı geçen bu dört feleğin cisimleri ittifak üzere kendilerine özgüdür. Melekleri de kendilerine uygundur.Bir hadisi şerifte söylendiği gibi,bir kimse resulullah (sav) efendimize selam ve övgüde bulunduğunda tabiat denizine bir melek dalar ve bu denizin her damlasından bir melek halk olur,selam ve övgüde bulunana daima dua ederler.Bu alemlerde bulunanlar  yapılarından dolayı ihtiyarlamak,uyumak,keyifsiz olmak  gibi halleri yoktur ve her türlü kederden uzaktırlar.Çünkü bu özellikler unsur gerektirir.Ayette buyrulur;      (Yunus-25): “Allah dilediğini doğru yola iletir.”     

 

                                                      ON DÖRDÜNCÜ    FELEK

Ondördüncü felek,keyvan feleğidir.Merkez anlamındadır.Bu feleğe aynı zamanda kırmızı felek ve Zuhal feleği de denir.Bu felek rab isminin mazharıdır.Alemde bulunan varlıkların gerek maddi gerekse manevi rızıklarının karşılanması ve cismaniyetlerinin devamının sağlanması bu feleğin yüz göstermesi ile olur.İbrahim aleyhisselam bu feleğe yükseldi.Bu feleğin ruhaniyeti Mikail aleyhisselamdır.Erzak işleri ile görevlidir.İbrahim (as) misafirlerini kızartılmış buzağı ile beslediği gibi her ihtiyaç sahibine erzak yetiştirir.Mikail (as)’ın  orduları çoktur,bunların sayılarını ancak Allahü teala bilir.Herbir taneyi bir melek korur ve ona hizmet eder.İnsan ve hayvan ayırımı yapmaksızın onların yiyeceklerine bir tehlike ve kayıp gelmeksizin  rızıklarını onlara teslim ettikten sonra Zühal feleğinde kürsi üzerine otururlar ve Hak’kı överler.Bir daha o meleklere nöbet gelmez.(Bakara-20) “Allah her şeye kadirdir.” Başarı Allah’tandır……

                                       (Herşeyden yüce olanı tenzih ederim.)

                                               

                                          ON BEŞİNCİ      FELEK

Onbeşinci felek,Bercis feleği ve müşteri feleği de denir.Bu felek ilim isminin mazharıdır. Alemdeki bütün ilim ve ilmin gerekli kıldığı oluşumlar bu feleğin yüz vermesi ile olur.İsmail (as) bu feleğe yükselmiştir.Ruhaniyeti İsrafil (as) dır.İsrafil (as) kalbi Muhammed (sav) suretidir.Tıpkı Mikail (as)’ın himmeti Muhammediye sureti olduğu gibi.Başarı Allah’tandır…

 

     (Allah her şeyi bilir.Allah göklerin ve yerin nurudur.Nur-35)

 

                                               ON ALTINCI    FELEK

Onaltıncı felek,Behram feleği denir.İntikam sahibidir.Bu feleğe Merih feleği de denir. Kahir isminin mazharıdır.Bu feleğin ruhaniyeti Musa (as) ve Azrail (as)’dır.Bu feleğin tasarrufu celal’dir.Savaşlar,uygunsuzluklar,karşı gelmeler ve depremler bu feleğin yüz göstermesi ile olur.Ulul azim peygamberlerin,krallar ve sultanların savaş ile görevlendirilmeleri bu feleğin tasarrufu ile olur.Ayette buyrulur;( Enam-61) “O kulları üzerinde egemenlik sahibi kahir’dir.”

 

                                                     ON YEDİNCİ       FELEK

Onyedinci felek,Yuh feleğidir.Güneş feleği de denir.Bütün feleklerin kutbudur.Nur isminin mazharıdır.Bütün mevcudatın maneviyatlarının ve hislerinin açığa çıkması bu feleğin yüz vermesi ile olur.İdris (as) durağıdır ve Cebrail (as)’ın ruhaniyeti bu felektedir. Muhammed (sav)’in aklının sureti Cebrail (as)’dır.Bundan dolayı sahibi vahiy oldu.Azrail (as)’ın ruhları tutmakla görevli olduğu gibi.Ayette buyrulur; (Rahman-17) “İki doğunun ve iki batının rabbi O’dur.” Gerçek manası şudur ki,Suretlerin hissi olarak nur ismi ile  açığa çıkması bir doğu,suretlerin vücutlarının nur ismi ile zahir olmaları bir doğudur.İki doğu bu şekilde olduğu gibi iki batı da böyledir.Yani suretlerin yok olması ve nur isminin Adem’de gizlenmesidir.

Ayette buyrurlur;(Hadid-4): “O ilktir,sondur,zahirdir ve batındır.O her şeyi bilendir.”

                               (Allah,göklerin ve yerin nurudur.Nur-35)

 

                                                   ON SEKİZİNCİ      FELEK

Onsekizinci felek,Zühre feleğidir.Hazreti Musavvir (suretlenmiş) isminin suretidir.Bu feleğin ruhaniyeti semsemail (as) dır.Bilinmelidir ki,Zühre feleğinin ruhaniyeti olan musavvir isminin yönelmesi ile cisimler alemindeki suretler meydana gelir.Hissi suretlere aşık olmak ve meyl etmek bu feleğin ruhaniyeti ile olur.Bundan dolayı Yusuf (as)’ın durağı oldu.O’nun zamanında  insan cinsinin en güzel surette olanı Yusuf (as) dı.Bunun için Yusuf (as)’ın talihi Zühre oldu ve bütün yaratılanlar O’nun güzelliğine aşık oldular.Bu cümleden hareketle Züleyha hazretlerinin Yusuf (as)’a olan aşkı malumdur.Yakup (as)’ın mizacı güzel suretlere meyilli olduğundan güzel suret ve olgun bir yaratılışla Hak, Yusuf (as)’ı O’na hediye etti. 

Yakup (as)’ın nazarında Yusuf (as) kaybolduğunda,yollara çıkıp gelene geçene O’nu sorardı.

Hatta evlatları gelip O’na şöyle dediler:(Yusuf-85): “Allah’a yemin ederiz ki,sen hala Yusuf’u anıp duruyorsun.Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helak olacaksın dediler.” Yani,yollarda oturup Yusuf’un adını anarak haberini beklersin ,bunda ısrar edersen bir hastalığa tutulursun ya da helak olur gidersin dediler.Yakup (as) onlara cevaplarında buyurdu ki,(Yusuf-86): “Benim şikayetim ve üzüntüm yalnız Allah’a dır.” Yani,ey oğullarım!kalbimde olan hüznü,gelene gidene ifade ettiğimi görüyorsunuz lakin benim müşahedem ve zevkimde Allah’tan başkası yoktur.Benim bu halime ve sözlerime aşina

değilsiniz.Hidayet Allah’tandır…………….           

 

                                      ON DOKUZUNCU          FELEK

Ondokuzuncu felek,Katip feleğidir.Diğer adı ise Utarid’tir.Bu feleğin ruhaniyeti muhsi( sayı sayan) ismidir.Yine bu feleğin ruhaniyeti sağsabaildir (ölümsüz).Hazreti İsa (as)’ın durağıdır.

Ayette buyurulur;(Nisa-157/158) “O’nu öldürmediler ve asmadılar,sadece O onlara benzer gösterildi.Tam aksine Allah O’nu kendine yükseltti.” Bilinmelidir ki,her şeyin sayılabilir olması,bütün olması ve suretlenmesi muhsi ismi ile olur.Bütün katiplerin katipliği, her şeyin isimlerinin sayısı ve özelliği bu feleğin ruhaniyeti olan muhsi isminin yüz göstermesi ile olur. Bundan dolayı,Hazreti İsa(as) ahir zamanda Muammaed (as)’ın halifesi olarak  gelir.Hem nübüvvet  hemde halife olarak bunların arasındaki tüm değerleri kendinde toplayarak zahir olur.Kıyamet gününde O’nun iki haşrı olur.Birisi enbiyaların sancağında diğeri de halifeler sancağında olur ve umumi velayetin de sonu olur.Hidayet Allahtandır…

 

                                              YİRMİNCİ         FELEK

Yirminci felek,Ay feleğidir.Şimdi bu feleğin ruhaniyeti mübin (Hak’kı gereğince açık eden) isminin mazharıdır.Hazreti Adem (as)’ın durağıdır.Ruhaniyeti Dükail (as)’dır.Bütün maden, bitki,hayvan ve insan ve de üç doğumu açık eden,onların büyüyüp gelişmeleri ay feleğinin ruhaniyeti olan mübin isminin yüz vermesi ile olur.Bundan dolayı insanlığın babası olan Adem (as)’ın durağı bu felek oldu.Suların tatlı ve tuzlu olarak zıtlık göstermesi,yağmurların yağması ve buharın oluşması ay feleğinin yakınlık göstermesi ile gerçekleşir.Adem (as)’ın sureti Mekke ile Taif arasında yapılıp ona ruh üflendiğinde,yeryüzünde bulunan melekler secde ettiler.Batında,insan suretinde olan nesline “Elestü birabbiküm” (Ben sizin rabbınız değilmiyim?) ilahi hitabı olundu,onlarda evet dediler.Sonra Adem (as)’ın zuhurunda yeryüzüne indiler ve meskenleri bu yer oldu.Başka yerde insan yoktur.Bundan dolayı hazreti Adem (as)’ın durağı Ay feleği oldu.Hidayet ve başarı yalnız Allah’tandır………..

 

   (Şaşılacak bütün alemi,bize boyun eğdireni tenzih ederim.)

 

                                                

                                                  YİRMİ BİRİNCİ     FELEK

  Yirmibirinci felek,Esir feleğidir.Bu feleğe ateş feleği de denir.Bilinmelidir ki,Allah’ü Teala Ay feleğinin altında ateş feleğini yaratmıştır.Bunun hikmeti şudur ki,eğer ateş feleği,Ay feleğinin altında yaratılmasaydı bu alem basit  olurdu ve soğuktan donardı.Ne bitkilerin ne hayvanların ne de insanların barınacak yerleri olmazdı ve insanın yeryüzünde kullanacak yetkisi de bulunmazdı.Esir feleği,kabız (tutan) isminin mazharıdır.Bu alemin soğuktan donmasını engelleyen ve tutan bu feleğin ruhaniyeti olan kabz ismidir.Yüce Allah ateş küreden,cinlerin babası olan canı yaratmıştır.Adem (as)’ı topraktan yarattığı gibi.Adem (as)’ın kendisinden,eşi olan Havva’nın yaratılması gibi,can’dan da böyle bir eş yaratılmamıştır.Bundaki ilahi hikmet ise;Adem (as),Allah’ın celal ve cemal isimlerine mazhardır.Kendinde olan cemalullahı Havva aynasında seyretmek istedi ve Havva vücuda geldi.Fakat,cinlerin babası olan can sırf celaldir.Yaratılışı hünsa (çift cinsiyetli) şeklinde oldu. Evlatları da dişiliğinden meydana geldi.İlk evladı hırs babası olan iblis oldu.Bunların yemeleri ve içmeleri latif şeylerin koklanması gibi olur.Meleklerin beslenmesi,hisleri yoluyla bakmak, içmeleri ise güzel kokuları koklamak şeklinde olur.Cin topluluğu uzun ömürlü olurlar ve ölürler.Fakat,ölümleri meleklerin üflemesi olur,melekler üflemeden onların ölümleri gerçekleşmez.Cin topluluğu üreyebilir,onlardan müslüman ve kafir olan vardır,birbirleri ile savaş yaparlar,savaştıkları bölgelerde kasırga oluşur. 

Ayette buyrulur:(Tahrim-6): “Ey iman edenler! kendinizive ailenizi,yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz.”

 

                                           YİRMİ İKİNCİ        FELEK

Yirmiikinci felek,hava feleğidir.Şimdi hava feleği ,ateş küresi ile su küresi arasındaki bölgede etkilidir.Hay isminin mazharıdır.Bütün her şeyin hayatı,sıhhatı ve sağlığı bu feleğin ruhaniyeti olan hay isminin yüz vermesi ile olur.Bu felekte Güneşin ısısı ve Ay’ın soğukluğu  birbirine karışmış olduğundan hay isminin mazharı oldu.Güneşin ısısıyla suların buharlaşıp yükselmesi onlarda suyun azalmasına sebebiyet verir.Fakat bu noksanlık  ayın soğukluğu ile yerine gelir. Görmezmisin ki,denizler Güneşin ısısı ile azalırlar,Ay’ın soğukluğu ile bu azalma yerine gelir.Havaya yükselmiş olan buhar,altı sebep oluşmadan yükselmez.Afakta çeşitli yönlerden hareket eder.Mazharı hay olan hava,kuzey tarafından estiğinde bulutları yürütür,güney tarafından estiğinde bulutları yoğunlaştırır,batı tarafından eserse bulutları sulandırır,doğu tarafından estiğinde bulutların sularını tatlandırıp yağdırır.Hay,kayyum ve kadir olan Allah’ı tenzih ederim.Allah her şeye kadirdir.Ayette buyrulur;(Furkan-48): “Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur.”

 

                                             YİRMİ ÜÇÜNCÜ       FELEK 

Yirmi üçüncü felek,su feleğidir.Muhyi (hayat veren) isminin mazharıdır.Su ,tatlı ve leziz olarak yaratılmıştır.Fakat yedi denizin suları kimi acı,kimi ekşi,kimi tuzlu,kimi sodalı, kimi de değişik tat ve vasıflardadır.Bulundukları yerden dolayı tuzlu ,ekşi  vs.olmuşlardır.Su feleği her şeyin hayatıdır.(hay külli şey’i).Hayvan,bitki,maden ve diğerlerin cümlesi sudur.Maden olan,altın,gümüş,bakır,kalay,kurşun ve civayı ateşe koysan hepsi erir su olur.Fakat bazılarının erimesi geç,bazılarının ise çabuk olur.Hepsinden yavaş eriyen taştır.Buradan da bilindi ki, her şeyin aslı ve hayatı sudur.Dediler ki,unsurların (ateş,hava,su,toprak) aslı su ve ateştir.Çünkü Rahman’ın nefsi olan tabiatın aslı hararet ve rutubettir.Öncelikle toprak ve hava,unsurlar içinde geçicidir,soğukluk ve kuruluk mizacında olanların geçici olduğu gibi.Başarı Allah’tandır……….

 

                                            YİRMİ DÖRDÜNCÜ      FELEK

Yirmi dördüncü felek,Toprak feleğidir.Mümit (öldüren) isminin mazharıdır.Herşeyin ölümü bu feleğin ruhaniyeti olan mümit isminin yönelmesiyledir.Bu feleğin tasarrufu kadir ismidir. Bundan dolayı,maden,bitki,hayvan ve insanın kemal derecesi ile meydana gelmesi bu isim ile olur.Hava feleğinde tasarrufta bulunan isim ilim,ateş feleğinde tasarrufta bulunan isim de mürid dir.Su feleğinde tasarrufta bulunan ismin muhyi olması gibi.Bunların birleşiminden Adem (as) halk olundu.Cümle tasarrufat da Adem (as)’ın sırrında toplandı.Ayette buyruldu; (Bakara-31): “Allah Adem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti.” Amma,Adem’den başkasında bu cemiyet mevcut olmadı.Allah dilediğini doğru yola iletir.(Enam-39)

Allah O'dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Emir/iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın bilgi bakımından her şeyi kuşattığını bilesiniz. (Talak-12)

 
 

31 Mart 2014 Pazartesi

ŞEYH SEYYİD HOCA MUHAMMED NURİL ARABİ EL MELÂMİ HAZRETLERİNE AİT SEYRİ SÜLUKA DAİR TEVHİD RİSALESİNİN SADELEŞMESİ


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a aittir.Salat ve selam Hz. Muhammed (sav)’e ve  O’nun evlatları üzerine olsun.

Bilinmelidir ki,Tevhid üç kısımdır.Tevhid demek:Hak’kın birliğini kalp ile fark ve zevk etmektir.Birincisi,tevhidi ef’al dir.Tevhidi ef’al demek:Bütün yaratılmış halkın        Allah’ın ef’ali yani işi olduğunu bilmek ve görülen her fiilin aynasından hazreti maşuku yani faili müşahede etmektir.İkincisi;Tevhidi sıfat’dır.Tevhidi sıfat demek:Halkda zahir olan sıfat aynasından hazreti maşuku müşahede etmektir.Üçüncüsü:Tevhidi zat’tır.

Tevhidi zat demek:Hulul ve ittihad olmaksızın yaratılan bütün halkın vücutlarının,Hak’kın vücudu ile bir olduğunun zevk ve keşf edilmesidir.Halk aynasından hazreti maşukun zatını müşahede etmektir.Hulul:Bir şeyin başka bir şeyin içine girmesi.İttihad:İki şeyin birleşmesi.

Sıtkıye mertebeleri bu üç tevhit makamıdır.Ama yakın mertebeleri ittihaddan ibarettir. İttihadın dört makamı vardır.Birincisi:Cem makamıdır.Cem makamı:Hak’kı zahir , halkı batın müşahede etmektir.Hadisi şerifte söylenir;Allah kulun dilinden  “Allah hamdını işitti.”Der. Bu makamda halk ayna olup,bu halk aynasından Hak zahir olmuştur.

İkincisi:Hazretül cem’dir.Hazretül cem demek:Halkı zahir de Hak’kı batında müşahede etmektir.Hadisi kutside cenabı Hak buyurur; “Ben onun gören gözü,işiten kulağı,tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” Bunların dışındaki bütün aza ve kuvvetler de bu makamda ayna olur.Hak aynasından,halk zahir olur.Üçüncü makam:Cemül cem’dir.Cemül cem demek: Bâtın,zahir cümlesini Hak müşahede etmektir.Cenabı hak hadid suresi 3.ayetinde buyurur; “Evvel,ahir,zahir,bâtın o’dur.” Bu makamda bâtın olan mutlak,zahir olan mukayyettir. Evvel mutlak,ahir mukayyettir ve cümlesi Hak’tır.

Dördüncüsü:Ehadiyyetül cem’dir.Bu makam,makamı Muhammedi dir.Hazreti Muhammed (sav)‘in yardımı ile bu makama ulaşılır.Cemül cem;Kabe kavseyn,Ehadiyetül cem; Evednâ’dır.

Makamı ehadiyyetül cem demek:Mukayyet olan varlıktan kayıtların kalkması demektir. Cenabı Hak kasas suresi 88.ayetinde buyurur: “O’nun yüzünden başka her şey helaktadır.” Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.  Tamamdır……..